İtirazın İptali Davaları

İtirazın iptali davası, yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan, alacaklının başlattığı ilamsız icra takibine karşı borçlunun yapmış olduğu itirazın iptal edilerek, İİK 66. maddeye göre duran takibin devamını sağlamayı amaçlayan spesifik bir takip hukuku davasıdır,. Bu davada mahkemece belirlenecek temel husus, borçlunun icra takibine yapmış olduğu itirazında haklı olup olmadığıdır. Alacaklı bu davayı kazandığı takdirde, mahkeme borçlunun itirazının iptaline karar verir ve itiraz sebebiyle durmuş olan icra takibine kalındığı yerden devam edilir,.

İtirazın İptali Davasının Açılabilmesi İçin Gereken Şartlar

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi ve devamında düzenlenen itirazın iptali davasının açılabilmesi için belirli yasal şartların kümülatif olarak bir arada bulunması zorunludur. Öncelikle, ortada alacaklı tarafından başlatılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. Şayet mahkemenin yargı çevresinde yapılmış usulüne uygun ve geçerli bir takip yoksa, geçersiz bir takibe dayalı olarak itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen hukuki bir olanak bulunmamaktadır,.

Bunun yanı sıra, takip borçlusunun ödeme emrine kanuni süresi içinde itiraz etmiş olması gerekmektedir,. Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmemişse veya süresi geçtikten sonra yaptığı itiraz geçersiz bulunmuşsa, ilamsız icra takibi kesinleşmiş olacağından, alacaklının artık itirazın iptali davası açmakta herhangi bir hukuki yararı kalmayacaktır.

Ayrıca, borçlunun sadece takibin yapıldığı icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiş olması gerekir. Sadece yetki itirazı yapılmışsa, bu itirazın hükümden düşürülmesi için itirazın iptali davası açılamaz; bu durumda İİK 50. maddesi uyarınca yetki itirazının kaldırılması için icra mahkemesine başvurulması zorunludur. Ancak borçlu, yetki itirazı ile birlikte borcun esasına da itiraz etmişse, İİK 68 ve 68/a maddelerindeki belgelere sahip olmayan alacaklı, itiraz ile duran takibe devam edilmesini sağlamak amacıyla yalnız itirazın iptali davası yoluna başvurabilir,. Belgeleri tam olan alacaklı ise mahkemede itirazın iptali davası açmak veya icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmek hususunda bir seçim hakkına sahiptir.

Hak Düşürücü Süre ve Zamanaşımı Boyutu

İtirazın iptali davası açılabilmesi için kanun koyucu kesin bir süre öngörmüştür. Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğ edilmesinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak bu davayı açmalıdır. İİK 67. maddesinde gösterilen bu bir yıllık süre, niteliği itibarıyla bir hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre, hak sahibinin hakkını koruması için kanun veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde eylem veya işlemlerini yapmaması nedeniyle hakkın kendiliğinden sona ermesi sonucunu doğuran süredir,. Sürenin sonunda hakkın düşmesi için karşı tarafın bir işlem yapmasına gerek yoktur.

Dava açma süresi, ödeme emrine itirazın 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak takip alacaklısına tebliğ edildiği tarihte işlemeye başlar. İcra dosyasında alacaklının icra işlemleri yapmış olması, itirazın usulünce tebliğ edildiği anlamına gelmez,. Bununla birlikte alacaklı, itirazın kendisine tebliğ edilmesini beklemeden de itirazın iptali davası açabilir; bu durumda salt tebligat yapılmadığı gerekçesiyle “erken dava açıldığı” iddia edilemez,. Şayet alacaklı bir yıl içinde itirazın iptali davası açmazsa, yapmış olduğu ilamsız takip düşer. Ancak bir yıllık hak düşürücü süreyi kaçıran alacaklının, alacağı zamanaşımına uğramadığı sürece genel mahkemelerde genel hükümlere göre bir alacak davası açma hakkı saklı kalmaktadır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları

İtirazın iptali davasında görevli mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 1 ila 4. maddeleri hükümlerine göre ve alacağın kaynağına göre belirlenir. Eğer takip konusu alacak kira ilişkisinden kaynaklanıyorsa sulh hukuk mahkemesi, ticari dava niteliğindeyse asliye ticaret mahkemesi, iş hukukundan kaynaklanıyorsa iş mahkemesi, tüketici işlemleri ve uygulamalarından doğuyorsa tüketici mahkemesi görevlidir. Bu istisnai alanların dışındaki diğer tüm genel hallerde dava, asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Yetkili mahkeme tayininde ise, HMK’daki yetki kuralları ilamsız icra takiplerine kıyasen uygulanır. HMK m. 6 uyarınca ilamsız icrada genel yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi olmakla birlikte, HMK m. 10 gereği sözleşmeden doğan para borçlarının takibinde sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, itirazın iptali davasını gören mahkeme, öncelikle icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik borçlu itirazını incelemek ve kesin olarak sonuçlandırmak zorundadır,. Davalı icra dairesinin yetkisine itiraz etmemiş olsa bile, itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine itiraz etme hakkına sahiptir,. Takibin yetkili icra dairesinde yapılmadığı tespit edilirse, usulüne uygun geçerli bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmelidir.

İspat Yükü, Yargılama Süreci ve Bekletici Mesele

İtirazın iptali davalarında ispat külfeti ile ilgili genel kurallar geçerlidir; taraflar iddia ve savunmalarını HMK hükümlerine göre ispat etmekle yükümlüdür. Bu dava icra takibine sıkı sıkıya bağlıdır ve alacaklının takipte dayandığı belgeler dışında yargılama aşamasında başka belgelere dayanamayacağı açıktır,. Genel alacak davalarında haklılık durumu dava tarihi itibarıyla değerlendirilirken, itirazın iptali davalarında haklılık durumunun takip tarihi itibarıyla tespit edilmesi hukuki bir zorunluluktur.

Eğer itirazın iptali davasından önce borçlu tarafından menfi tespit davası açılmışsa, sonrasında açılacak itirazın iptali davasında hukuki yararın bulunduğu kabul edilir. Menfi tespit davasının reddedilmiş olması, itirazın iptali davası açılmaksızın duran icra takibinin kendiliğinden devam etmesini sağlamaz. Her ne kadar bu iki dava arasında derdestlik anlamında bir ilişki bulunmasa da, her ikisinde de alacağın var olup olmadığı (aynı hukuki vakıa) tartışılacağından, çelişkili kararların önüne geçmek adına davaların birleştirilmesi gerekir,. Birleştirme mümkün olmazsa, davalardan birinin diğerine bekletici mesele yapılması şarttır.

İcra İnkar Tazminatı Nedir ve Şartları Nelerdir?

Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu (HGK) uygulamalarına göre, itirazın iptali davasında alacaklı lehine İİK m. 67/2 çerçevesinde “icra inkar tazminatına” hükmedilebilmesi için dört temel şart aranır: Usulüne uygun yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun ödeme emrine süresi içinde itiraz etmesi, alacaklının hak düşürücü bir yıl içinde davayı açması ve alacaklının davada haklı çıkarak tazminat talep etmiş olmasıdır,. Borçlunun itirazında kötü niyetli olması veya alacağın mutlaka bir belgeye bağlanmış olması şartı aranmaz.

İcra inkar tazminatı, takip talebi veya davadaki talep esas alınarak, hükmolunan meblağın asgari %20’si oranında hesaplanır,,. Takip konusu alacak yabancı para ise, tazminat Merkez Bankasının takip tarihindeki döviz kurlarına göre hesaplanacak Türk Lirası karşılığı üzerinden hükmedilmeli, doğrudan yabancı para üzerinden tazminata karar verilmemelidir,. Borçlu şayet icra takibinde haksız çıkar ve takibi kötü niyetle yaptığı ispatlanırsa, aynı maddenin şartları dahilinde borçlu lehine “kötü niyet tazminatına” da hükmedilebilir,,,. Alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu yerleşik içtihatlarla sabittir,.

Yargıtay Kararları Işığında Lİkİt Alacak Kavramı

İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesinin en kritik yasal unsuru, takibe ve itirazın iptali davasına konu alacağın “likit” (muayyen/belirlenebilir) olmasıdır. Yargıtay’ın genel tanımına göre likit alacak; tutarı belli, bilinebilir ve hesaplanabilir alacaktır. Bir alacağın likit sayılabilmesi için gerçek miktarının kesin ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için tüm maddi unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmesi şarttır,. Borçlu, dışarıdan bir yargılamaya veya mahkeme takdirine ihtiyaç duymaksızın yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu bizzat tahkik ve tayin edebilecek durumda ise alacak likittir,,. Eğer alacağın tespiti detaylı bir yargılamayı ve mahkemenin takdir hakkını gerektiriyorsa likit alacaktan söz edilemez.

Yargıtay uygulamalarında likit sayılan ve sayılmayan alacak türleri somut olaya göre netleşmiştir:

  • Faturaya Dayalı Alacaklar: Satış sözleşmesi uyarınca düzenlenen faturaya dayanan alacaklar baştan bilinebilir, hesap edilebilir nitelik taşıdığından Yargıtay tarafından likit alacak olarak kabul edilmiş ve inkar tazminatına layık görülmüştür,.
  • Sözleşme ve Protokol Alacakları: Taraflar arasında düzenlenen protokol veya ek sözleşmelere göre hesaplanabilen belli alacaklar, banka genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar, ve ticari satımdan kaynaklanan satış bedeli (semen) borçlu tarafından net olarak bilinebilecek durumda olduğundan likittir. Keza kredi sözleşmesine kefaletten doğan alacaklar da bu kapsamda değerlendirilmektedir,.
  • İşçi Alacakları: İş sözleşmesiyle net olarak kararlaştırılan izin alacakları ile hesaplanabilir ücret alacakları kayıt ve belgelere dayandığı ölçüde likittir,.
  • Kambiyo Senetleri: Çek veya senet bedellerinden doğan karşılıksız kalan avans gibi alacaklar hesap edilebilir bulunduğundan İİK 67/2 uyarınca likit sayılmıştır,.
  • Haksız Fiil ve Tazminat Alacakları (İstisnalar): Kural olarak haksız fiilden doğan alacaklar yargılama ve zarar tespiti gerektirdiğinden likit sayılmazlar. Örneğin, sigorta sözleşmesi kapsamında ödenen bedelin rücuen tahsili isteminde gerçek zararın araştırılması gerektiğinden alacak likit bulunmamıştır,. Ancak, haksız fiilden kaynaklansa bile sonradan taraflar arasında düzenlenen bir ibraname veya mutabakatname ile zarar miktarı açıkça belirlenip imza altına alınmışsa, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararınca alacak mutabakat tarihinde likit hale gelmiş kabul edilir,.

Dava Devam Ederken Yapılan Ödemelerin Durumu ve Faİz

İtirazla icra takibini durduran borçlu, itirazın iptali davası sürecinde farklı zamanlarda borcunu kısmen veya tamamen ödeyebilir. Borçlu dava açıldıktan sonra asıl borcu, icra harç, faiz, masraf ve vekalet ücretini kapsayacak (kapak hesabını karşılayacak) şekilde tamamen öderse, mahkemece “konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına” dair hüküm kurulur,,. Eğer borç dava açıldıktan sonra sadece kısmen ödenirse, bu tutar mahkemenin hükme bağladığı asli miktardan düşülmez; kararın hüküm fıkrasına “infaz aşamasında nazara alınmasına” şerhi yazılır. Bu durumda davacı alacaklı, dava açıldığı tarihte yatırılan bu ödeme yönünden de davasında haklı kabul edilerek yargılama gideri ve tazminata hak kazanır.

Borçlu takibe veya davaya konu borcu ödemiş yahut itirazını geri almış olsa bile, takip konusu alacak likit ise ve alacaklı icra inkar tazminatı talebinden feragat etmediği sürece mahkemece alacaklı lehine tazminata hükmedilmesi zorunludur,.

Son olarak, alacaklı takip talebinde faizin işlemeye başladığı günü ve faiz oranını açıkça belirtmelidir. Belirtilmemişse mahkeme kanuni faiz oranına hükmeder. Para borçlarında “gecikme zammı” adı altında talep edilen tutar esasen temerrüt faizi niteliğindedir ve amme alacağı niteliği taşımayan yahut sözleşmede aksine hüküm bulunmayan durumlarda asıl alacağa ancak kanuni temerrüt faizi işletilerek hesaplama yapılabilir,,. Harç ve vekalet ücreti de yabancı para alacaklarında dava tarihindeki efektif döviz kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı hesaplanarak karara bağlanır.

İtirazın İptali Davaları İle İlgili Yazılarımız

No posts