Sosyal Güvenlik Hukuku

Sosyal güvenlik, insanların hayatlarında karşılaştıkları sosyal risklerin yol açtığı etkilerden korunması ve zararlarının azaltılması olarak tanımlanabilir. Anayasanın 60. maddesinde sosyal güvenlik hakkı açıkça düzenlenerek, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” ilkesi benimsenmiştir. Hukuk büromuz, Anayasal bir hak olan sosyal güvenlik haklarının tesisi, korunması ve bu alanda ortaya çıkan karmaşık uyuşmazlıkların çözümü için hem işçilere hem de işverenlere üst düzey, profesyonel avukatlık ve danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Sosyal güvenlik hukuku, çok hızlı gelişen ve değişen güncel bir hukuk dalı olması nedeniyle yakından takip edilmesi gereken teknik bir alandır. Türk sosyal güvenlik sisteminde, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu temel çerçeveyi oluşturmakla birlikte; uyuşmazlığın doğduğu tarihe göre mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümleri de yargılamalarda sıklıkla uygulanmaya devam etmektedir. Hukuk büromuz, bu karmaşık mevzuat yapısına hâkim uzman kadrosuyla, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile yaşanan uyuşmazlıklarda müvekkillerinin haklarını en üst düzeyde korumaktadır.

Sosyal Güvenlik Hukuku Kapsamındaki Temel Hizmet Alanlarımız

Büromuz, sosyal güvenlik hukukunun tüm alt dallarında hukuki destek sağlamaktadır. Aşağıda, uzman kadromuz tarafından titizlikle yürütülen başlıca dava türleri ve hukuki danışmanlık hizmetlerimiz detaylandırılmıştır:

1. Hizmet Tespiti (Sigortasız Çalıştırma) Davaları

Hizmet tespiti davası, 5510 sayılı Kanun’a göre sigortalı sayılan işlerde çalışanların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tespit edilemediği hâllerde veya eksik bildirilmiş hizmetlerin tescil edilmediği sonradan öğrenildiğinde bu hizmetleri tespit etmek amacıyla açılan davadır. 5510 sayılı Kanun madde 86/9’a göre, aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak alacakları ilâm ile ispatlayabilirler.

Bu beş yıllık süre, itiraz niteliğinde olan bir hak düşürücü süredir ve taraflarca öne sürülmemiş olsa bile mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Ancak, işveren tarafından Kuruma işe giriş bildirgesi verilmişse, SGK denetmenlerince sigortalının çalıştığına dair bir tespit yapılmış ise veya işveren tarafından sigortalı adına prim kesilmiş ve Kuruma intikali sağlanmışsa bu hak düşürücü süre işlemez. Ayrıca, işten ayrıldıktan sonra tekrar aynı işyerinde çalışılması önceki çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmaz.

Sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Hâkim, tarafların gösterdikleri kanıtlarla bağlı kalmaksızın gereğinde soruşturmayı derinleştirmek ve doğrudan kanıtları toplamakla görevlidir. Bu davalarda, inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla sonuca gitmek mümkündür. Büromuz, delillerin titizlikle toplanması ve komşu işyeri tanıklarının tespiti süreçlerinde stratejik bir hukuki yönetim sergilemektedir.

2. Prime Esas Kazancın (Gerçek Ücretin) Tespiti Davaları

İşverenler, maliyetleri düşürmek amacıyla işçilerin ücretlerini SGK’ya asgari ücret üzerinden veya gerçekte aldıkları ücretten daha düşük bildirebilmektedir. Prime esas kazanç tutarının tespitine yönelik talebin yasal dayanağı, 5510 sayılı Kanun’un Geçici 7. maddesi uyarınca 506 sayılı Kanun’un 77 ve 5510 sayılı Kanun’un 80. maddesidir. Bu davalar, sigortalının emekli maaşını, kıdem tazminatını ve iş göremezlik ödeneklerini doğrudan etkileyen hayati öneme sahip davalardır.

Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddelerindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının, kural olarak yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile, varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür. Alanında uzman ekibimiz, emsal ücret araştırmalarının yapılması, meslek odalarından görüş alınması ve yazılı delil başlangıçlarının mahkemeye sunulması konusunda müvekkillerine eksiksiz bir hizmet sunmaktadır.

3. İş Kazası ve Meslek Hastalığı Davaları ile Tazminat Süreçleri

5510 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda veya işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır. Meslek hastalığı ise sigortalının çalıştığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.

İş kazası veya meslek hastalığı sigortasından, sigortalıya geçici iş göremezlik süresince ödenek verilmesi, sürekli iş göremezlik geliri bağlanması, ölüm hâlinde hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödeneği verilmesi gibi hayati haklar sağlanmaktadır.

SGK tarafından bağlanan bu gelirlerin dışında, kaza veya hastalık sebebiyle zarara uğrayan işçi veya vefatı hâlinde yakınları, işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedir. Sigortalı, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 54. maddesi kapsamında tedavi giderleri, kazanç kaybı ve çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplarını maddi tazminat olarak talep edebilir. Ölüm hâlinde ise TBK 53. maddesi kapsamında, ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilirler. Ayrıca TBK 56. maddesi gereğince, bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına uygun bir miktar manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir. Büromuz, iş kazasının ve meslek hastalığının Kurum nezdinde tespiti, kusur oranlarının alanında uzman bilirkişiler (İSG uzmanları) aracılığıyla saptanması ve tazminat tutarlarının maksimize edilmesi süreçlerinde üst düzey hukuki destek sağlamaktadır.

4. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Rücu Davaları

İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı Kurumca işverene ödettirilir. Bu sorumluluğun temelini 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi (ve eski olaylar için 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi) oluşturur.

İşverenin Kurum karşısındaki bu sorumluluğu bir kusur sorumluluğudur. İşverenin kastı veya iş güvenliği mevzuatına aykırı eylemi tespit edilirse, işveren hesaplanan Kurum zararından (ilk peşin sermaye değeri tavanı ile sınırlı olarak) sorumlu tutulmaktadır. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık (mücbir sebep) ilkesi dikkate alınır ve kaçınılmazlığın varlığı hâlinde işveren, bu oranda sorumluluktan kurtulur.

İş kazası üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, Kurum, bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısını, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu eder. Hukuk büromuz, SGK tarafından işverenlere veya üçüncü kişilere karşı açılan yüksek meblağlı rücu davalarında; kusur oranlarının hatalı tespitine itiraz edilmesi, kaçınılmazlık ilkesinin öne sürülmesi, müterafik (ortak) kusur indirimlerinin uygulanması ve peşin sermaye değeri tavan hesaplamalarının denetlenmesi aşamalarında işveren vekili olarak başarılı savunma stratejileri geliştirmektedir.

5. Ödeme Emrinin İptali ve SGK Prim Borçlarına İtiraz

Kurumun süresi içinde ödenmeyen sigorta primleri, idari para cezaları ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. SGK, kesinleşen kurum alacakları için borçlulara bir “ödeme emri” gönderir. Kendisine ödeme emri tebliğ olunan borçlu, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde yetkili iş mahkemesinde ödeme emrinin iptali davası açmak zorundadır. İtiraz sebepleri kural olarak; böyle bir borcun olmadığı, borcun kısmen ödendiği veya alacağın zamanaşımına uğradığı iddialarına dayanır.

Ödenmeyen prim borçlarından dolayı sadece şirket tüzel kişiliği değil, şirket yetkilileri de şahsi malvarlıklarıyla sorumludur. 5510 sayılı Kanun’un 88/20. maddesine göre; tüzel kişiliği haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri, Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. İş mahkemesinde açılacak bu davalar kesin yetki kuralına tabidir ve Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi kesin yetkilidir. Büromuz, hatalı düzenlenen ödeme emirlerinin iptali, zamanaşımı def’ilerinin ileri sürülmesi (5510 s.K m.93 gereği 10 yıllık zamanaşımı) ve kanuni temsilci sorumluluğunun sınırlandırılması konularında şirketlere ve yöneticilere profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Yargıtay Kararları Işığında Sosyal Güvenlik Davalarının Kritik Noktaları

Sosyal güvenlik davaları, Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen, emsal kararların büyük önem taşıdığı uyuşmazlıklardır. Web sitemizin bu alanındaki hukuki gücü, güncel içtihatları davalara entegre etme becerisinden gelir:

  • Hak Düşürücü Sürelerin Uygulanması: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin (2020/9977 E., 2023/9701 K.) kararında belirtildiği üzere; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması zorunludur ve bu süre hak düşürücü süredir.
  • Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması: Yargıtay HGK (2020/10-681 E., 2023/1086 K.) kararına göre; 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Kanun, bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Mahkemenin kararı, işverenin vermediği bildirge yerine geçer ve o dönemdeki kazanç tutarını da tespit eder.
  • Resen Araştırma İlkesi ve Kamu Düzeni: Yargıtay 10. HD (2022/6927 E., 2023/9824 K.) kararında açıklandığı üzere, sahte sigortalılığa dayanan hizmet tespiti davaları kamu düzeni ile ilgilidir. Mahkeme sadece tarafların sunduğu deliller ile yetinmemeli, kendiliğinden araştırma ilkesini benimseyerek bordro tanıkları ve komşu işyeri çalışanlarının bilgisine başvurmalıdır.
  • Anayasal Hakkın Korunması: Yargıtay 10. HD (2022/4111 E., 2022/8459 K.) kararında vurgulandığı gibi; sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, bu tür davalar özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeli, hak kayıplarının önlenmesi için her türlü inceleme yapılmalıdır. Yabancı ülkelerde çalıştırılan Türk vatandaşlarının sosyal güvenlik hakları da bu koruma şemsiyesi altındadır.

Neden Sosyal Güvenlik Hukuku Alanında Bizi Tercih Etmelisiniz?

Sosyal güvenlik uyuşmazlıkları, hak düşürücü sürelerin (örneğin hizmet tespitinde 5 yıl, ödeme emrine itirazda 15 gün) katı şekilde uygulandığı, ispat yükü kurallarının (HMK yazılı delil sınırları, resen araştırma ilkesi) çok hassas olduğu teknik bir hukuk disiplinidir. İster iş kazası neticesinde hak ettiği tazminatı almak isteyen bir işçi olun, ister milyonlarca liralık SGK rücu davalarıyla veya ödeme emirleriyle karşı karşıya kalan bir şirket yöneticisi olun; yapılacak en küçük usuli hata telafisi imkânsız hak ve malvarlığı kayıplarına yol açabilir.

Hukuk büromuz, Sosyal Güvenlik Hukuku’nun kendine has dinamiklerine, Yargıtay’ın güncel içtihatlarına ve Kurum (SGK) işleyişine tam anlamıyla hâkimdir. Güçlü hukuki altyapımız, tecrübemiz ve sonuç odaklı dava stratejilerimizle, en karmaşık sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında müvekkillerimizi en üst düzeyde temsil ediyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu işlemlerinin iptali, iş kazası ve meslek hastalığı tazminatları, hizmet tespiti ve prim uyuşmazlıkları hakkında detaylı danışmanlık almak için hemen bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sosyal Güvenlik Hukuku İle İlgili Yazılarımız

No posts