yargıtay kararları, karar analizi, karar incelemesi, emsal kararlar

Yargıtay’dan Gizli Soruşturmacı ve Hukuka Aykırı Delil Kararı

Giriş ve Olayın Özeti

Türk Ceza Hukuku’nda delillerin hukuka uygunluğu ilkesi, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yakın zamanda verdiği 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı, özellikle uyuşturucu madde ticareti suçlarında “gizli soruşturmacı” ve “kışkırtıcı ajan” ayrımını yeniden gündeme taşıyan önemli bir emsal teşkil etmektedir. Bu karar, kolluk görevlilerince delil toplama faaliyetlerinin sınırlarını ve hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı ilkesinin somut bir uygulamasını gözler önüne sermektedir.

Dava konusu olayda, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûm etmiştir. Sanık müdafiinin istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi tarafından esastan reddedilerek ilk derece mahkemesinin kararı onanmıştır. Bunun üzerine sanık müdafii, suçun unsurlarının oluşmadığı, eksik inceleme yapıldığı ve savunma hakkının kısıtlandığı gibi gerekçelerle temyiz başvurusunda bulunmuştur. Temyiz sürecinde, Yargıtay, özellikle delillerin elde ediliş biçimini hukuka aykırı bularak yerel mahkemenin ve bölge adliye mahkemesinin kararlarını bozmuştur.

Hukuki Değerlendirme ve Karar

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, kararında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 139. maddesinde düzenlenen “gizli soruşturmacı görevlendirilmesi” hükümlerini esas almıştır. Bu maddeye göre, soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphelerin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hallerinde kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Ancak bu görevlendirme, hâkim kararıyla yapılmak zorundadır.

Kararda, adli kolluk görevlilerinin uyuşturucu madde ticareti suçunda “alıcı” rolüne girerek uyuşturucu madde temin etmesinin hukuka uygun bir delil elde etme yöntemi olduğu belirtilmiştir. Önemli olan nokta, bu faaliyetin “kışkırtıcı ajan” sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmemesi, yani sanığın iradesini etkileyecek ve onu suça teşvik edecek nitelikte olmamasıdır. Gizli soruşturmacılar, kişileri suça azmettirmeden veya teşvik etmeden bilgi toplamakla yükümlüdür.

Somut olayda, Küçükçekmece ilçesinde uyuşturucu madde ticareti yapan kişilerin belirlenmesi amacıyla CMK 139 uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı alınmış olmasına rağmen, kolluk görevlilerinin belirlenen bir GSM hattı üzerinden sanıkla bizzat irtibat kurarak sanıkla buluşma öncesinde telefonla araması, gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suçu incelemekle sınırlı kalmadığını göstermiştir. Yargıtay, gizli soruşturmacıların “kanki ben bi 50’lik sana zahmet” diyerek uyuşturucu madde talep etmesi ve sanığın henüz suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edici nitelikte hareket etmesini, sanığın iradesi üzerinde etkili olmak olarak değerlendirmiştir. Bu durum, elde edilen delillerin hukuka aykırı nitelikte olmasına yol açmış ve hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı ilkesi uyarınca mahkûmiyet kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay, sanıkla buluşma öncesinde öncelikle CMK’nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerektiğinin altını çizmiştir.

Yorum

Yargıtay’ın bu kararı, kolluk kuvvetlerinin suçla mücadeledeki yetkileri ile bireylerin adil yargılanma ve hakkaniyetli muamele görme hakları arasındaki hassas dengeyi bir kez daha ortaya koymuştur. Gizli soruşturmacılık müessesesi, özellikle organize suçlar ve uyuşturucu ticareti gibi alanlarda etkili bir delil elde etme yöntemi olabilir. Ancak bu yetkinin kullanımı, hukukun üstünlüğü ilkesine ve temel insan haklarına uygun bir şekilde gerçekleştirilmelidir.

Karar, devletin “kışkırtıcı ajan” rolüne bürünerek henüz suç işleme iradesi olmayan bir kişiyi suça azmettirmesinin veya teşvik etmesinin, elde edilen delilleri hukuken geçersiz kılacağını net bir şekilde ifade etmektedir. Bu, Yargıtay’ın, bireylerin kendi iradeleri dışında suça sürüklenmesini engelleme ve “hakimin suçu bizzat icat etmesini” yasaklama yönündeki kararlı duruşunun bir göstergesidir. Hukuk büromuz olarak, ceza yargılamasında delillerin hukuka uygunluğunun titizlikle incelenmesi ve adil yargılanma hakkının korunması gerektiğine inanıyoruz. Bu tür kararlar, ceza davalarında savunma stratejilerinin belirlenmesinde kritik bir rol oynamaktadır.

Karar Künyesi

  • Mahkemesi: Yargıtay 10. Ceza Dairesi
  • Esas Numarası: 2023/16840 E.
  • Karar Numarası: 2025/3578 K.
  • Karar Tarihi: 25.03.2025
  • Suç: Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma
  • Hüküm: İstinaf başvurusunun esastan reddi kararının bozulması

Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

DİĞER YAZILAR