Muvazaalı İcra Takibinde Satışların İhtiyati Tedbirle Durdurulması
Giriş ve Olayın Özeti
Türk hukuk sisteminde, muvazaalı olduğu iddia edilen icra takiplerinde satış işlemlerinin ihtiyati tedbir kararıyla durdurulup durdurulamayacağı hususu, Bölge Adliye Mahkemeleri arasında uygulama birliğinin sağlanmasını gerektiren önemli bir uyuşmazlık konusuydu. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bu konuda net bir duruş sergileyerek, alacaklıların haklarını koruyacak emsal nitelikte bir karara imza atmıştır. Uyuşmazlık, özellikle Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesine dayanılarak açılan muvazaalı işlemin iptali davalarında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 389. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilip verilemeyeceği ekseninde yoğunlaşmaktaydı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin farklı hukuk daireleri arasında yaşanan görüş ayrılığı, konunun Yargıtay nezdinde kesinliğe kavuşturulmasını zorunlu kılmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Yargıtay’ın değerlendirmesi, öncelikle ihtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki temel farkları ortaya koymuştur. İhtiyati haciz, bir alacağın tahsilini temin etmeye yönelikken, ihtiyati tedbir uyuşmazlık konusu malın devrinin önlenmesi, aynen korunması veya bir tehlike/zararın giderilmesi amacını taşır. TBK’nın 19. maddesine dayalı muvazaa davaları, dava konusu şeyin aynına ilişkin olup, her ne kadar alacak tahsili amacı güdülse de, davacının talebi dava konusu şey üzerinde bir tedbir kararı verilmesi yönündedir. Yargıtay, Tasarrufun İptali Davalarında (İİK m.277 vd.) İcra İflas Kanunu’nun 281/2 maddesinde açıkça ihtiyati haciz düzenlemesi getirildiğini, ancak TBK’nın 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptali davalarında böyle bir açık hüküm bulunmadığını vurgulamıştır. Bu tür davalarda talep, davalı borçlunun tüm malvarlığına yönelik olmayıp, sadece dava konusu şeye ilişkin olduğundan, uygulanacak hukuki korumanın ihtiyati tedbir olması gerektiğine hükmedilmiştir. Kararda, muvazaalı icra takibi kapsamında bir taşınmazın gerçek değerinden çok daha az bedelle satılması durumunda, davacı alacaklının ileride alacağını tahsil etme imkanının kalmayacağı, hatta icra takip dosyasına düşük meblağda para girse bile ihtiyati haciz konulsa dahi alacaklının zarara uğramasının kaçınılmaz hale geleceği belirtilmiştir. Bu nedenle, muvazaalı olduğu iddia edilen icra takibi ve bu takibe bağlı satış işlemlerinin ihtiyati tedbir kararıyla durdurulması gerektiğine karar verilmiştir. Bu karar, Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi’nin görüşü doğrultusunda gidermiştir.
Yorum
Yargıtay’ın bu kararı, muvazaa iddialarına karşı alacaklıların haklarını koruma noktasında önemli bir güvence sağlamaktadır. Karar, muvazaalı işlemlerle mal kaçırma girişimlerinin önüne geçilmesinde ihtiyati tedbirin etkin bir araç olarak kullanılabileceğini teyit etmiştir. Özellikle, icra yoluyla yapılan satışların gerçek değerin altında gerçekleşmesi riskinin, alacaklının alacağına ulaşmasını imkansız hale getirebileceği gerçeğini gözeten Yargıtay, ihtiyati tedbirin kapsamını genişleterek hakkaniyetli bir sonuca ulaşmıştır. Bu kararla birlikte, muvazaalı icra takipleriyle karşı karşıya kalan alacaklılar, dava konusu işlemlerin devamını durdurmak ve telafisi güç zararların önüne geçmek adına ihtiyati tedbir yoluna daha güçlü bir şekilde başvurabilecektir. Bu durum, hukuki güvenliği artırmanın yanı sıra, dürüst olmayan borçluların hileli işlemlerine karşı bir caydırıcılık unsuru da oluşturmaktadır.
Karar Künyesi
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
Esas Numarası: 2025/6061
Karar Numarası: 2026/311
Karar Tarihi: 21.01.2026
Konu: Muvazaalı Olduğu İddia Edilen İcra Takibinin ve Bu İcra Takibindeki Satış İşlemlerinin İhtiyati Tedbir Yoluyla Durdurulması
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
