yargıtay kararları, karar analizi, karar incelemesi, emsal kararlar

Yargıtay CGK: Kin ve Düşmanlığa Tahrik ile Düşünce Özgürlüğü Sınırları

1. Giriş ve Olayın Özeti

Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, hukuki gelişmeleri yakından takip ederek müvekkillerimize ve kamuoyuna aydınlatıcı bilgiler sunmayı misyon ediniyoruz. Bu kapsamda, Türk hukuk sisteminde düşünce özgürlüğünün sınırları ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu arasındaki hassas dengeyi ele alan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (YCGK) 2004/8-201 E., 2005/30 K. sayılı önemli kararını inceleyeceğiz.

Davaya konu olay, sanık M tarafından “M. Gazete”de kaleme alınan “Din Düşmanlığı Terörü” başlıklı bir köşe yazısı etrafında şekillenmiştir. Bu yazıda, sanık M’nin, başta başörtüsü yasağı olmak üzere laik devlet uygulamalarını ve bu uygulamaları destekleyen kesimleri “dinsiz ve şirret bir azınlık”, “Sabetaycı”, “Selanik Dönmeleri” gibi ifadelerle eleştirdiği görülmüştür. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü sanık S de bu yayından sorumlu tutulmuştur. İlk derece mahkemesi (İstanbul 6 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi), sanıkları TCK’nın 312/2-son maddesi uyarınca halkı din farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan mahkûm etmiş, ayrıca gazeteye geçici kapatma cezası vermiştir.

Ancak, Yargıtay 8. Ceza Dairesi, yazının TCK 312/2’de tanımlanan “kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye tahrik” unsurunu taşımadığı, nefret saçıcılık, şiddete davet veya özendirme niteliğinde olmadığı ve somut bir tehlikeden söz edilemeyeceği gerekçeleriyle sanıkların beraatine karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur. Ayrıca, hükümden sonra yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanunu’nun, eski Basın Kanunu’nu yürürlükten kaldırması ve yeni yasada gazete kapatma cezasına yer vermemesi nedeniyle gazete kapatma cezasının da kaldırılması gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise bu bozma kararına itiraz ederek, yazının belirli bir kesimi hedef alarak dindar halkı diğer kesime karşı düşmanlığa tahrik ettiğini ve “açık, yakın ve somut tehlike” testini karşıladığını savunmuştur. Uyuşmazlık bu noktada Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir.

2. Hukuki Değerlendirme ve Karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı temel olarak suçun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığı noktasında incelemiştir. Kurul, kararında düşünce özgürlüğünün kapsamını, ulusal ve uluslararası normları (AİHS 10. madde, T.C. Anayasası 25. ve 26. maddeleri) detaylıca ele almıştır. Özgürlüklerin sınırsız olmadığı ve hakaret, iftira, savaş kışkırtıcılığı, ırkçı söylemler gibi durumların hukukun koruma alanı dışında kalabileceği belirtilmiştir. Özellikle Türkiye’deki laiklik ilkesinin önemi ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bu konudaki kararlarına (Refah Partisi ve Leyla Şahin davaları) vurgu yapılmıştır. AİHM, devletlerin, kamu düzenini ve demokratik değerleri korumak amacıyla dinsel simgeler ve uygulamalar konusunda takdir marjına sahip olduğunu kabul etmektedir.

Dönemin TCK 312/2. maddesinde (2002 tarihli 4744 sayılı yasa değişikliği sonrası haliyle) “sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik” suçunun unsurları aranmıştır. Bu değişikliğin, soyut tehlike yerine somut tehlikeyi cezalandırmayı hedeflediği ve “açık ve mevcut tehlike” (clear and present danger) testine uygunluk arandığı vurgulanmıştır. YCGK, sanık M’nin yazısında kullandığı “şirret”, “dinsiz”, “dönme” gibi aşağılayıcı ve anti-semitik imalar içeren ifadelerin, başörtüsü yasağı uygulayıcılarını ve laik kesimi dinsizlikle itham etmesinin, halkın bir kesimini diğerine karşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiğini tespit etmiştir. Kurul, bu ifadelerin kamu düzeni için tehlikeli olabilecek nitelikte olduğu ve şiddet içeren bir hedef gösterme taşıdığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazını kabul ederek, sanık M hakkındaki mahkûmiyet kararını oy çokluğuyla onamıştır.

Sanık S açısından ise, hükümden sonra yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanunu’nun (suç tarihinde yürürlükte olan 5680 sayılı Kanunu yürürlükten kaldırması ve gazete kapatma cezasına yer vermemesi nedeniyle) lehe yasa ilkesi gereği uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle, sanık S hakkındaki mahkûmiyet ve gazetenin kapatılmasına ilişkin hükmün bozulmasına, yeni Basın Kanunu’nun 11. maddesindeki cezai sorumluluk koşullarının yeniden araştırılması için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Yerel mahkemenin karar gerekçesinde yer alan “Türk Milleti Müslümanlığı kendi isteği ile kabul etmiştir…” gibi ibareler, hükmün sonucuna etkili olmasa da laik devlet ve hukuk anlayışıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.

3. Yorum

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bu kararı, düşünce ve ifade özgürlüğü ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun kesişim noktasındaki hassas dengeyi bir kez daha gözler önüne sermiştir. Karar, özellikle “kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde” ibaresinin yorumlanması ve “açık ve yakın tehlike” testinin uygulanışı konusunda önemli tartışmaları barındırmaktadır. Kurul içindeki karşı görüşler, düşünce özgürlüğünün geniş kapsamına vurgu yaparak, rahatsız edici, şok edici hatta saldırgan ifadelerin bile, doğrudan şiddet çağrısı içermedikçe korunması gerektiğini savunmuştur. Bu görüşe göre, ceza hukukunda kıyas yasağı ilkesi gereği, kanunda açıkça sayılan “din farklılığı” kavramının, aynı dine mensup kişilerin farklı dini anlayışlarını veya laik/dini kesimler arasındaki tartışmaları kapsayacak şekilde genişletilmemesi gerektiği belirtilmiştir. AİHM’nin benzer davalardaki (Muslüm Gündüz/Türkiye kararı gibi) tutumu da bu tartışmalara zemin hazırlamıştır.

Karar, bir yandan devletin laik yapısını ve kamu düzenini koruma refleksiyle hareket ederken, diğer yandan ifade özgürlüğünün vazgeçilmezliğini dengelemeye çalışmaktadır. Yeni TCK’nın 216. maddesinde “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde” ibaresinin getirilmesi, yasa koyucunun da bu konudaki hassasiyetini ve daha somut bir tehlike eşiği arayışını göstermektedir. Bu, gelecekteki yargılamalarda ifade özgürlüğü lehine daha geniş bir yorum alanı açma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu karar, Türkiye’deki laik-antilaik tartışmaların hukuk düzleminde ne denli çetrefilli olabildiğini ve yargı organlarının bu tür durumlarda nasıl farklı yorumlara gidebildiğini de ortaya koymaktadır.

Karar Künyesi

  • Kurum: T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu
  • Esas No: 2004/8-201
  • Karar No: 2005/30
  • Karar Tarihi: 15.03.2005
  • İlgili Mevzuat: 5187 S. Basın Kanunu, 5237 S. Türk Ceza Kanunu [Madde 216], 2797 S. Yargıtay Kanunu [Madde 39], TCK 312/2 (mülga)
  • Anahtar Kavramlar: Açık, Yakın ve Somut Tehlike, Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü, Halkı Din Farklılığı Gözeterek Kin ve Düşmanlığa Açıkça Tahrik Etmek, Kamu Düzeni

Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

DİĞER YAZILAR