Yargıtay’dan FETÖ Finansmanı ve Şirket Müsaderesi Kararına Önemli Bozma
Giriş ve Olayın Özeti
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin yakın zamanda verdiği 2024/5981 E., 2025/8851 K. sayılı kararı, “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlarına ilişkin önemli hukuki değerlendirmeler sunmaktadır. İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nce sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin ve örgütle iltisaklı olduğu iddia edilen şirketlerin müsaderesine yönelik kararların temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay hem bireysel sanıkların durumu hem de şirket müsadereleri açısından çeşitli eksiklikler ve hukuka aykırılıklar tespit ederek kararı bozmuştur. Bu bozma kararı, özellikle delil değerlendirmesi, suç vasfının tayini ve müsadere tedbirlerinin “orantılılık ilkesi” çerçevesinde uygulanması konularında yol gösterici niteliktedir.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Yargıtay, kararında terör örgütü üyeliği ile örgüte yardım etme suçları arasındaki temel farklara dikkat çekmiştir. Örgüt üyeliğinin, örgütle organik bağ kurulması ile birlikte “süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk” gösteren eylem ve faaliyetleri gerektirdiği, salt sempati duymanın yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Örgüte yardım etme suçu ise hiyerarşik yapıya dahil olmaksızın, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden eylemleri kapsar. Bu eylemlerin süreklilik, çeşitlilik veya yoğunluk arz etmesi halinde üyelik suçuna dönüşebileceği de belirtilmiştir.
Karar, özellikle 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun kapsamında terörizmin finansmanı suçunun unsurlarını detaylandırmıştır. “Fon” kavramının genişliği, suçun bir tehlike suçu olması (fonun kullanılması şartı aranmaması) ve fon sağlama veya toplama şeklinde işlenebileceği açıklanmıştır. Ayrıca, 7262 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, terör örgütü kurucusu, yöneticisi veya üyesinin de bu suçun faili olabileceği ve cezalarının artırılabileceği ifade edilmiştir.
FETÖ/PDY’nin finansman mekanizmalarına geniş yer verilen kararda, örgütün geleneksel terör örgütlerinden farklılaşan “himmet”, “burs”, “bağış” gibi yöntemlerle, ticari şirketler aracılığıyla ve kamu gücünü istismar ederek elde ettiği finansal kaynaklar üzerinde durulmuştur. Örgütle ilişkili şirketlerin (örgüt şirketleri, bağlantılı şirketler, diğer şirketler) ortaklık yapılarındaki belirsizlikler, şüpheli hisse devirleri, fiktif işlemler, “emanetçi ortaklıklar” ve kar dağıtmama gibi özellikler sıralanmıştır.
Müsadere tedbirleri açısından, Anayasa’nın 38/9 maddesindeki “genel müsadere yasağı” ve mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler hatırlatılmıştır. Özellikle şirketlerin veya hisselerin müsaderesi bakımından “orantılılık ilkesi” ve “iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının korunması” esaslarının hayati önemi vurgulanmıştır. Yargıtay, bir şirketin tamamının veya hissesinin müsadere edilmesi için sadece sahibinin terör örgütü mensubu olmasının yeterli olmadığını; şirketin sermayesinin örgüte ait olduğunun, yönetiminin örgüt tarafından yapıldığının veya elde edilen gelirin tamamının örgütün fonlanması amacına tahsis edildiğinin somut delillerle ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. En kritik noktalardan biri olarak, örgüte aktarılan paranın şirketin mali büyüklüğüyle kıyaslandığında “cüzi miktarda kalması” durumunda, şirketin tüm malvarlığının müsaderesinin orantılı olmayacağı, sadece aktarılan miktarın veya kaim değerinin müsadere edilmesi gerektiği yönünde önemli bir prensip ortaya koymuştur. Ayrıca, terör örgütü mensubu olmayan kişilerce salt dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımların (kurban, burs, iaşe temini) silahlı terör örgütüne fon sağlama kastıyla yapılmadıkça müsadere gerekçesi olamayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Yargıtay’ın bozma gerekçeleri şu başlıklar altında toplanabilir:
- Bireysel Sanıklar Açısından: Tanık dinleme usulündeki eksiklikler, suç vasfının yanlış tayin edilmesi (örneğin üyeliğin yardım olarak değerlendirilmesi gerektiği), sanık lehine değerlendirilmesi gereken şüphenin göz ardı edilmesi gibi nedenlerle mahkumiyet kararlarını bozmuştur.
- Şirket Müsadereleri Açısından: Müsaderesine karar verilen şirketlerin sermayesinin örgüte ait olduğuna, örgüt tarafından fonlandığına veya çift kayıt tutulduğuna dair somut bir tespit bulunmadığını belirtmiştir. Her bir şirket için ayrı ayrı ve her türlü şüpheden uzak bir şekilde, kazancın örgüte tahsis edilip edilmediği, örgütsel motivasyonla yönetilip yönetilmediği, terör örgütüyle irtibatlı olup olmadığı, para transferi yapılıp yapılmadığı gibi hususların tespit edilmesi amacıyla yeni bir MASAK ve uzman bilirkişi heyet raporu alınmasını zorunlu kılmıştır. Aktarılan paranın şirket ekonomik değeriyle orantısız olması durumunda tüm şirketin değil, yalnızca aktarılan meblağın müsadere edilmesi gerektiği ilkesi, bozmanın temelini oluşturmuştur.
Yorum
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin bu kararı, terör suçlarıyla mücadelede temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından önemli bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle FETÖ/PDY gibi sivil görünümlü ve karmaşık finansal yapılara sahip örgütlerle mücadelede, hukuki süreçlerin titizlikle yürütülmesi, somut delillere dayanılması, suç vasfının doğru tayini ve müsadere gibi ağır tedbirlerin uygulanmasında “orantılılık” ve “hakkaniyet” ilkelerinden asla ödün verilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Karar, aynı zamanda, dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımların, örgütün terör faaliyetlerine bilinçli bir finansman sağlama kastı taşımadığı sürece suç kapsamına alınamayacağının altını çizerek, toplumdaki geniş kesimlerin iyi niyetlerinin kötüye kullanımına karşı önemli bir hukuki güvence sunmaktadır. Şirket müsadereleri konusunda talep edilen detaylı MASAK ve bilirkişi incelemesi, mali analizlerin ve delillerin titizlikle değerlendirilmesinin, geniş kapsamlı kararlar öncesinde ne denli elzem olduğunu göstermektedir. Bu karar, ceza yargılamalarında terörle mücadele konseptini, hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda daha şeffaf ve adil bir zemine oturtma çabasının önemli bir yansımasıdır.
Karar Künyesi
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi
- Esas No: 2024/5981
- Karar No: 2025/8851
- Karar Tarihi: 20.03.2025
- İlk Derece Mahkemesi: İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi (2018/138 E., 2022/264 K.)
- Bölge Adliye Mahkemesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (2022/1036 E., 2023/870 K.)
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Bir şirket sahibinin terör örgütü üyesi olması, o şirketin tamamına devletçe el konulması (müsadere) için yeterli midir?
Hayır, yeterli değildir. Yargıtay’ın en son emsal kararına göre, salt şirket sahibinin örgüt üyesi olması şirketin müsaderesini gerektirmez. Şirketin sermayesinin doğrudan örgüte ait olduğunun, yönetiminin örgüt motivasyonuyla yapıldığının veya şirketten elde edilen kazancın tamamen terörün finansmanına tahsis edildiğinin somut delillerle ispatlanması şarttır.
-
Şirketlerin müsaderesinde uygulanan ‘orantılılık ilkesi’ tam olarak neyi ifade eder?
Orantılılık ilkesi, mülkiyet hakkını koruyan en temel güvencelerden biridir. Eğer bir şirketten terör örgütüne para aktarılmışsa ancak bu tutar şirketin toplam mal varlığı ve cirosu yanında cüzi (küçük) bir miktar olarak kalıyorsa, cezalandırma amacıyla tüm şirketin müsadere edilmesi hukuka aykırıdır. Mahkeme sadece örgüte aktarılan paranın (meblağın) müsaderesine karar vermelidir.
-
Geçmişte dini veya sosyal duygularla burs, kurban, iaşe yardımı yapan kişilerin malları müsadere edilebilir mi?
Hayır, edilemez. Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararında açıkça belirtildiği üzere, iyi niyetli vatandaşların salt dini, sosyal veya insani saiklerle (kurban, burs, öğrenci yardımı vb.) yaptıkları yardımlar, ortada silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek ‘fon sağlama kastı’ bulunmadığı müddetçe ne suç teşkil eder ne de bu malların müsaderesine gerekçe gösterilebilir.
-
6415 Sayılı Kanun kapsamındaki Terörizmin Finansmanı suçunda ‘Fon’ kavramı ne anlama gelir?
Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’a göre fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü taşınır-taşınmaz malı, hakları, her türlü hisse, hisse senedi, tahvil, bono, çek, kredi veya mevduat gibi finansal araçları kapsayan çok geniş bir kavramdır. Bu fonun terör eylemlerinde fiilen kullanılması şart değildir; örgüte sağlanması veya toplanması suçun oluşması için yeterlidir.
-
Yargıtay şirket müsadere kararlarını bozduğunda yerel mahkemeden hangi yeni incelemeleri ister?
Yargıtay, ezbere ve toptancı bir yaklaşımla şirket kapatılamayacağını vurgulayarak, her bir şirket için ayrı ayrı detaylı mali analiz yapılmasını emreder. Bu kapsamda, güncel MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) raporlarının alınmasını, uzman bilirkişi heyetlerince çift kayıt tutulup tutulmadığının, fiktif transferlerin ve örgütsel para akışlarının şüpheye yer bırakmayacak netlikte raporlanmasını zorunlu tutar.
