Gizli Soruşturmacı ve Hukuka Aykırı Delil: Yargıtay Kararı Analizi
Giriş ve Olayın Özeti
Ceza yargılamasında delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesi, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir. Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 2015/16382 Esas, 2016/1077 Karar sayılı önemli kararı, özellikle uyuşturucu madde ticareti davalarında sıkça karşılaşılan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerinin hukuka uygunluğu konusunda emsal teşkil eden tespitler içermektedir.
Söz konusu davada, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur. Ancak Yargıtay, yargılama sürecinde tespit ettiği hukuka aykırılıklar nedeniyle yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yargıtay’ın incelemesi, özellikle bu özel soruşturma tedbirlerinin uygulanmasındaki eksikliklere ve delillerin hukuka uygunluğuna odaklanmıştır.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
I- Gizli Soruşturmacı Görevlendirmesindeki Hukuka Aykırılıklar
Yargıtay, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nun 139. maddesinde düzenlenen "Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi" şartlarının somut olayda gerçekleşmediğini tespit etmiştir. CMK m.139’a göre, gizli soruşturmacı atanabilmesi için suçun kanunda sayılanlardan olması, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe bulunması, başka yolla delil elde edilememesi, Ağır Ceza Mahkemesince oybirliğiyle karar verilmesi ve suçun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması gerekmektedir.
Yargıtay’ın tespitleri şu şekildedir:
- Önleme Amaçlı Görevlendirme: Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi istenirken belirli bir fail veya fiil yerine "uyuşturucu sokak satıcılarının deşifre edilmesi" gibi genel ifadelerin kullanılması, önleme amaçlı bir görevlendirme yapıldığına işaret etmiştir. Oysa ki gizli soruşturmacı tedbiri, somutlaşmış bir suçun işlendiği veya işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe bulunması halinde uygulanabilir.
- Somut Şüphe ve Delil Elde Etme İmkanının Araştırılmaması: Suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunup bulunmadığı ve başka surette delil elde etme imkânının olup olmadığına dair herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmıştır.
- Örgüt Faaliyeti Şartının Eksikliği: Dava konusu suç olan "uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" (TCK m.188) örgütlü bir suç olmadığı halde gizli soruşturmacı görevlendirilmiştir. CMK m.139/4 uyarınca örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmeyen suçlarda gizli soruşturmacı görevlendirilmesi hukuken mümkün değildir.
- Gerekçesiz Kararlar: Ağır Ceza Mahkemelerinin gizli soruşturmacı görevlendirme kararlarının, kanun hükmünü tekrarlamaktan öteye geçmeyen, Anayasa’nın 141. ve CMK’nın 34. maddelerine aykırı şekilde gerekçesiz olduğu belirtilmiştir.
II- Teknik Araçlarla İzleme Konusundaki Hukuka Aykırılıklar
CMK’nın 140. maddesi, "Teknik Araçlarla İzleme" tedbirinin uygulanma koşullarını düzenler. Bu maddeye göre, belirli suçlarda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka yolla delil elde edememe şartları varsa kamuya açık yerlerde teknik izleme yapılabilir ve ses/görüntü kaydı alınabilir.
Yargıtay, somut olayda sanıklar hakkında CMK m.140’a göre alınmış herhangi bir teknik izleme kararının bulunmadığını saptamıştır. CMK m.139’a göre alınan gizli soruşturmacı kararına dayanılarak, CMK m.140’a göre ayrıca bir karar alınmadan yapılan teknik izleme ve kayıtların hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Hukuka uygun olmayan bu izlemelerle elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulmasının mümkün olmadığını vurgulamıştır.
SONUÇ OLARAK
Yargıtay 20. Ceza Dairesi, hukuka aykırı olarak alınan gizli soruşturmacı görevlendirme kararları ve bunlara dayalı işlemler sonucu elde edilen delillerin yanı sıra, teknik araçlarla izleme konusunda karar alınmadan yapılan kayıtların hükme esas alınamayacağına hükmetmiştir. Bununla birlikte, gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen kamu görevlilerinin kolluk görevlisi olup olmadıklarının araştırılması ve kolluk görevlisi olmaları halinde tanık olarak dinlenmeleri gerektiği belirtilmiştir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin TCK’nın 53. maddesiyle ilgili iptal kararı (08.10.2015 tarih ve E.2014/140; K.2015/85 sayılı), ceza infaz kurumunda yerine getirilmesi gereken hak yoksunlukları konusunda yeniden değerlendirme yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Tüm bu nedenlerle Yargıtay, yerel mahkeme hükümlerinin BOZULMASINA oybirliğiyle karar vermiştir.
Yorum
Yargıtay’ın bu kararı, ceza yargılamasında delillerin hukuka uygunluğunun ne denli hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle temel hak ve özgürlükleri doğrudan etkileyen gizli soruşturmacı ve teknik izleme gibi özel koruma tedbirlerinin uygulanmasında kanun koyucunun belirlediği sıkı koşullara titizlikle uyulması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Yargıtay, bu tür tedbirlerin amacından saparak genel bir "önleme" faaliyetine dönüşmesini veya usulüne uygun karar alınmadan uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Karar, savunma hakkı açısından büyük önem taşımaktadır. Zira hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı ilkesi, adil yargılanma ilkesinin temelini oluşturur. Bu karar, benzer nitelikteki davalarda sanık müdafilerinin hukuka aykırı delil itirazlarının ne kadar haklı olabileceğini ve bu itirazların titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin hak yoksunluklarıyla ilgili kararına atıf yapılması, hukuki gelişmelerin ve güncel içtihatların yargılamaya yansıtılması gerekliliğini de pekiştirmektedir.
Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, ceza hukukunun bu hassas alanlarında müvekkillerimizin haklarını en üst düzeyde korumak için güncel mevzuatı ve içtihatları yakından takip etmekteyiz. Hukuka uygun delil toplanması ve adil yargılanma hakkının teminatı konusunda uzman kadromuzla yanınızdayız.
Karar Künyesi
- Mahkeme: Yargıtay 20. Ceza Dairesi
- Esas No: 2015/16382
- Karar No: 2016/1077
- Tarih: 24/02/2016
- Suç: Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma
- Hüküm: Mahkûmiyet (Bozma)
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
