Hukuka Aykırı Delille Adil Yargılanma Hakkı İhlaline AYM Kararı
Giriş ve Olayın Özeti
Anayasa Mahkemesi (AYM), 2013/6183 başvuru numaralı ve 19/11/2014 tarihli Yaşar Yılmaz kararında, hukuka aykırı delillerin adil yargılanma hakkını nasıl ihlal ettiğini ortaya koyan önemli bir emsal teşkil etmiştir. Başvurucu Yaşar Yılmaz, hakkında avlanması yasak hayvanlara ait unsurları bulundurduğu iddiasıyla açılan tazminat davasının kabulüne karar verilmesi ve bu karara hukuka aykırı delillerin esas alınması üzerine, adil yargılanma ile özel yaşama saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.
Olaylar, başvurucunun ev ve arazilerinde, koruma altında bulunan hayvanlara ait post, trofe (boynuz vb.) bulunduğu iddiasıyla 22/1/2003 tarihinde Tuzla Sulh Ceza Mahkemesi’nce alınan arama kararı ile başlamıştır. Yapılan aramada ele geçirilen unsurlara ilişkin tutanak, kanunda belirtilenin aksine, mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimse bulunmadan sadece jandarma görevlileri ve Milli Parklar orman mühendisince imzalanmıştır. Bu tutanağa dayanılarak açılan tazminat davası, uzun bir yargılama sürecinin ardından, Yargıtay’ın bozma kararları neticesinde başvurucu aleyhine sonuçlanmış ve talep edilen tazminat kabul edilmiştir. Başvurucu, bu kararların hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillere dayandığını ileri sürmüştür.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını öncelikle “Mahkemeye Erişim Hakkı” ve “Adil Yargılanma Hakkı” kapsamında değerlendirmiştir. Başvurucunun yeni bilirkişi atanması talebinin reddine ilişkin ara kararın temyize gönderilmemesi şikâyeti, ara kararların kural olarak esas hükümle birlikte temyiz edilebileceği gerekçesiyle “açıkça dayanaktan yoksun” bulunarak kabul edilemez bulunmuştur.
Ancak, başvurucunun asıl şikâyeti olan hukuka aykırı delillere dayalı adil yargılanma hakkı ihlali iddiası kabul edilebilir bulunmuştur. AYM, kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmüne ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.” düzenlemesine vurgu yapmıştır.
Mahkeme, olay tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca, hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konutta yapılan aramalarda o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda bu usulün ihlal edildiği, arama esnasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan kimsenin hazır bulunmadığı tespit edilmiştir. AYM, bu durumun arama işleminin hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştirilmesi anlamına geldiğine hükmetmiştir.
AYM, yargılamanın temel ve belirleyici delilinin hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen post, trofe ve boynuzlar olduğuna dikkat çekmiştir. Bilirkişi raporları gibi diğer delillerin de bu yasa dışı delillerin değerlendirilmesine yönelik araçlar olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, koruma tedbiri niteliğindeki arama kararının icrasının hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilmesi ve bu yolla elde edilen delillerin tek ve belirleyici delil olarak kullanılmasının, bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, aramanın icrasındaki “kanuna aykırılığın” yargılamanın bütünü yönünden Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğuna karar verilmiştir.
Yorum
Anayasa Mahkemesi’nin Yaşar Yılmaz kararı, Türkiye’deki hukuk uygulamasında delillerin elde ediliş biçiminin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Bu karar, özellikle arama ve el koyma gibi koruma tedbirlerinin icrası sırasında yasal usullere titizlikle uyulması gerektiğinin altını çizmektedir. Bir delilin “kanuna aykırı” bir biçimde elde edilmesi, o delilin mahkeme tarafından dikkate alınmamasını ve hatta yargılamanın bütününde adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi sonucunu doğurabilmektedir.
Sivil yargılamada dahi hukuka aykırı elde edilen delillerin kullanılamayacağına dair bu yaklaşım, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin, özellikle konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkemeler, maddi gerçeğe ulaşma çabasında dahi, bu temel hakları ihlal eden yöntemlerle elde edilmiş delillere itibar etmemeli, aksi halde verilen kararların Anayasa Mahkemesi denetiminden geçemeyeceği unutulmamalıdır. Bu karar, yargı mercileri için, delil toplama süreçlerinde yasalara tam uyumun bir zorunluluk olduğunu hatırlatan önemli bir rehber niteliğindedir.
Karar Künyesi
Başvuru Numarası: 2013/6183
Karar Tarihi: 19/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 7/3/2015-29288
Başkan: Serruh KALELİ
Üyeler: Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör: Akif YILDIRIM
Başvurucu: Yaşar YILMAZ
Vekili: Av. Ahmet YILDIZ
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Hukuka aykırı delil nedir ve mahkemede kullanılabilir mi?
Kanuna aykırı yöntemlerle elde edilen bulgular delil olarak kabul edilemez. Anayasa’nın 38. maddesi ve HMK 189. maddesi uyarınca, hukuka aykırı deliller bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.
-
Ev aramasında komşuların veya ihtiyar heyetinin bulunması zorunlu mudur?
Evet, hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır bulunmadan yapılan konut aramalarında, o mahalle ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması yasal bir zorunluluktur.
-
Hukuka aykırı delil adil yargılanma hakkını nasıl etkiler?
Eğer yargılamanın temel ve belirleyici delili hukuka aykırı yollarla elde edilmişse, bu durum yargılamanın bütününde hakkaniyeti zedeler ve adil yargılanma hakkının ihlaline yol açar.

