Kişi Hürriyeti İhlaline AYM’den F.A. Başvurusu Kararı
Anayasa Mahkemesi (AYM), kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması adına önemli bir karara imza attı. 11 Haziran 2024 tarihinde yayımlanan 2021/40469 başvuru numaralı F.A. kararında, tutuklama tedbirinin hukuki dayanakları ve ölçülülüğü detaylı bir şekilde incelendi.
Olay, 10 Temmuz 2021 tarihinde Van’daki bir otobüs durağında PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını içeren broşürlerin bulunmasıyla başladı. “[O.Y.] futbol turnuvası, örgütlü gençlik ile özgür geleceğe, takımını kur, harekete geç” ibareli broşürlerin altındaki GSM hattının başvurucu F.A. tarafından kullanıldığı tespit edildi. Bunun üzerine F.A. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan soruşturma başlatıldı ve 13 Ağustos 2021’de gözaltına alındı. Başvurucu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclis üyesi olduğunu, futbol turnuvasının HDP Genel Merkezi tarafından organize edildiğini ve broşürlerin dağıtımında yer aldığını beyan etti. Ancak, 16 Ağustos 2021 tarihinde Van 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından müsnet suçtan tutuklandı. Tutuklama kararına yapılan itirazlar da reddedildi.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
AYM, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verdikten sonra, tutuklama tedbirinin kanuni dayanağını (5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100) tespit etmiştir. Ardından, tutuklamanın ön şartı olan “suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti”nin varlığını incelemiştir. AYM, başvurucunun terör örgütünün yayın organlarında sahiplenilen bir turnuvada yer alması, HDP gençlik yapılanması üyesi olduğu ve bu yapılanmanın PKK/KCK güdümünde hareket ettiğine dair bilgilerin, kuvvetli suç belirtisi olarak kabul edilmesinin “temelsiz ve keyfî” olmadığını belirtmiştir.
Ancak, AYM kararın meşru bir amacı olup olmadığı ve ölçülülüğü noktasında kritik bir değerlendirme yapmıştır. Tutuklama kararında sadece isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamındaki katalog suçlardan olması gerekçesine dayanılması yeterli görülmemiştir. AYM, kanunun tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile, kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların ikna edici biçimde ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır.
Özellikle dikkat çekilen nokta, başvurucunun daha önce benzer terör örgütü üyeliği isnatlarıyla yürütülen iki ayrı yargılamada, “kaçma şüphesini uyandıracak somut olguların bulunmaması” ve “delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme hususunda kuvvetli şüphe oluşturacak herhangi bir davranışının olmaması” gerekçeleriyle adli kontrol tedbirleri uygulanarak tahliye edilmiş olmasıdır. Bireysel başvuruya konu edilen tutuklama kararında ise başvurucunun kaçma veya delilleri karartma şüphesine dair ilgili ve yeterli bir gerekçeye yer verilmediği tespit edilmiştir. Mevcut delilin bir broşür olması nedeniyle delil karartma ihtimalinin düşük olduğu da göz önünde bulundurulmuştur.
Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin meşru bir amacının varlığına dair olguların yeterli dayanaklarla ortaya konulmaması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ve yargılama gideri ödenmesine hükmedilmiştir.
Yorum
Anayasa Mahkemesi’nin F.A. başvurusuna ilişkin bu kararı, Türk hukuk sisteminde tutuklama tedbirlerinin uygulanmasında önemli bir ilkeyi bir kez daha vurgulamaktadır. Her ne kadar “katalog suçlar” söz konusu olsa da, tutuklama gibi temel hak ve özgürlüklere ciddi müdahale teşkil eden bir tedbirin uygulanabilmesi için somut, güncel ve yeterli gerekçelerin varlığı zorunludur.
Karar, özellikle yargılamanın farklı aşamalarında veya benzer suçlamalarda başvurucunun kaçma ya da delil karartma şüphesinin bulunmadığı yönünde daha önceki mahkeme kararları varken, yeni bir tutuklama kararında bu hususların göz ardı edilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu durum, keyfiliğin önlenmesi ve bireysel özgürlüklerin korunması adına yargı makamlarına önemli bir hatırlatmadır. Adli kontrol tedbirlerinin tutuklamaya alternatif olarak etkin bir şekilde değerlendirilmesi gerekliliği de bu kararla bir kez daha teyit edilmiştir.
Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, müvekkillerimizin haklarını koruma ve adil yargılanma prensiplerinin tesis edilmesi noktasında Anayasa Mahkemesi’nin bu tür kararlarını yakından takip ediyor ve hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde hukuki süreçlerdeki bu gelişmeleri önemsiyoruz.
Karar Künyesi
- Anayasa Mahkemesi Kararı
- Başvuru Numarası: 2021/40469
- Karar Tarihi: 11/6/2024
- Başkan: Hasan Tahsin GÖKCAN
- Üyeler: Recai AKYEL, Selahaddin MENTEŞ, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL
- Raportör: Tuğçe TAKCI
- Başvurucu Vekili: Av. Ebru DEMİRTEPE
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
AYM’nin F.A. kararındaki temel hak ihlali nedir?
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun kaçma veya delilleri karartma şüphesine dair somut ve yeterli gerekçe sunulmadan tutuklanmasını, Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.
-
Katalog suçlar tek başına tutuklama nedeni sayılır mı?
AYM kararına göre, isnat edilen suç katalog suçlardan olsa dahi, tutuklama tedbiri için kaçma şüphesi veya delilleri karartma ihtimalini gösteren somut olguların ikna edici bir biçimde ortaya konulması zorunludur.
-
Daha önceki adli kontrol kararları tutuklama sürecini nasıl etkiler?
Başvurucunun daha önceki benzer yargılamalarda adli kontrolle serbest bırakılması ve bu süreçte kaçma veya delil karartma girişiminde bulunmaması, yeni bir tutuklama kararının ölçüsüz olduğunu gösteren güçlü bir karinedir.
-
Haksız tutuklama nedeniyle tazminat alınabilir mi?
Evet, AYM bu kararda hak ihlali tespitinin yanı sıra başvurucuya 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmederek haksız tutuklamanın doğurduğu zararın giderilmesini amaçlamıştır.

