yargıtay kararları, karar analizi, karar incelemesi, emsal kararlar

AİHM Yasak/Türkiye Kararı: Hukukun Üstünlüğü ve İnsan Hakları Vurgusu

Giriş ve Olayın Özeti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire, “Yasak / Türkiye” (Başvuru No. 17389/20) davasında önemli bir karar vererek, Türk ceza yargılamasındaki “silahlı terör örgütü üyeliği” suçuna ilişkin kasıt unsurunun değerlendirilmesi ve gözaltı koşullarının insan haklarına uygunluğu konularında kritik tespitlerde bulunmuştur. Başvuru, Şaban Yasak adlı bir Türk vatandaşının Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkum edilmesi ve Çorum Cezaevi’nde cezasını çekerken maruz kaldığı gözaltı koşullarıyla ilgilidir.

Dava, başvurucunun 2011-2014 yılları arasında “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” (FETÖ/PDY) olarak bilinen yapının eğitim kanadındaki faaliyetleri, Bank Asya’ya yaptığı para transferi ve diğer şüpheli kişilerle telefon görüşmeleri gibi delillere dayanarak mahkum edilmesiyle başlamıştır. Türk makamları tarafından 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sorumlu tutulan FETÖ/PDY’nin terör örgütü olarak tanımlanması süreci, davanın temelini oluşturmaktadır. Başvurucunun, Daire kararının ardından davayı Büyük Daire’ye taşıma talebi kabul edilmiş ve bu kritik davanın geniş bir incelemeye tabi tutulmasına zemin hazırlanmıştır.

Hukuki Değerlendirme ve Karar

AİHM Büyük Daire, Türk Hükümeti’nin ön itirazlarını reddettikten sonra, Sözleşme’nin 7. ve 3. maddelerine ilişkin iddiaları esas yönünden incelemiştir.

Madde 7: Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesinin İhlali

Mahkeme (11’e karşı 6 oyla), Sözleşme’nin 7. maddesinde yer alan “nullum crimen sine lege” (kanunsuz suç olmaz) ve “nulla poena sine culpa” (suçsuz cezalandırma olmaz) ilkelerinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Büyük Daire, Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararından farklı olarak, başvurucunun ByLock kullanımı yerine daha geniş bir delil yelpazesiyle mahkum edildiğini, ancak temel sorunun yine kasıt unsurunun (mens rea) yeterince tespit edilmemesi olduğunu vurgulamıştır.

Mahkeme’ye göre, yerel mahkemeler, başvurucunun silahlı terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyetine yol açan fiillerin gerçekleştiği zaman dilimini (2014 yılına kadar) ve başvurucunun örgütün eğitim kanadındaki faaliyetlerini yeterince dikkate almamıştır. Başvurucunun, örgütün stratejik yapılanmasıyla kişisel, fonksiyonel veya hiyerarşik bir bağının ve sorumluluk düzeyinin tespit edilmeksizin, eğitim alanındaki faaliyetlerine dayanılmıştır. Ayrıca, yerel mahkemeler, örgütün dini bir hareketten terör örgütüne dönüşmesinden başvurucunun haberdar olduğunu ve bu gerçekleri tam olarak bilerek örgütle bağını sürdürdüğünü kanıtlamadan, örgütün gelişimi hakkındaki genel mülahazalara dayanmıştır. Bu durum, kişisel sorumluluğun tespiti için gerekli olan zihinsel bağlantının (kasıt) yokluğunda cezalandırılmama hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.

Madde 3: İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele Yasağının İhlali

AİHM (9’a karşı 8 oyla), başvurucunun Çorum Cezaevi’ndeki gözaltı koşullarının kümülatif olarak asgari şiddet düzeyine ulaştığına ve Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. Mahkeme, başlangıçta 477 kişi kapasiteli olan ve ranzalarla 1.592 kişiye çıkarılan cezaevinde, başvurucunun tutulduğu dönemde fiilen 1.950-2.000 mahkumun bulunduğunu tespit etmiştir. Başvurucunun yaklaşık 14 ay boyunca yerde yatakta yatmak zorunda kalması, ortak alanlarda sürekli yapay ışığa ve gürültüye maruz kalması, mahremiyet eksikliği ve uyku düzenindeki bozulmalar özellikle ağırlaştırıcı faktörler olarak belirtilmiştir. Ayrıca, birimlerdeki yetersiz hijyen koşulları (37-47 mahkum için sadece iki tuvalet ve duş), sınırlı sıcak su erişimi ve avlunun aşırı kalabalık olması nedeniyle dışarıda egzersiz yapma imkanının kısıtlı kalması da ihlali destekleyen unsurlar arasında sayılmıştır. Mahkeme, bu koşulların kümülatif etkisinin, başvurucunun çektiği acının özgürlükten yoksun bırakılmanın doğasında var olan asgari şiddet eşiğini aştığına karar vermiştir.

Yorum

AİHM Büyük Daire’nin Yasak / Türkiye kararı, hukukun üstünlüğü ve bireysel hakların korunması açısından Türkiye için son derece önemli emsal niteliğindedir. Bu karar, özellikle terörle mücadele davalarında cezai sorumluluğun tespitinde “kasıt” unsurunun titizlikle ve bireysel olarak değerlendirilmesinin vazgeçilmezliğini bir kez daha vurgulamıştır. Mahkeme, bir örgütün yasal kimlikten terör örgütüne dönüşmesi sürecinde, bireylerin örgütün gerçek niteliğinden haberdar olup olmadıklarının somut delillerle kanıtlanması gerektiğinin altını çizmiştir. Kolektif suçluluk veya varsayımlara dayalı mahkumiyetlerin, Sözleşme’nin 7. maddesiyle güvence altına alınan bireysel cezai sorumluluk ilkesine aykırı olduğu tespiti, Türk yargı sistemi için kritik bir yol göstericidir.

Karar, terör örgütü üyeliği suçlamalarında, sadece eylemlerin değil, bu eylemlerin arkasındaki niyetin ve örgütün şiddet içeren amaçları hakkındaki bilginin de derinlemesine incelenmesini gerektirmektedir. Özellikle uzun yıllar boyunca dini veya eğitimsel bir hareket olarak algılanmış bir yapıyla ilişkisi olan kişilerin cezai sorumluluğunun değerlendirilmesinde, “hata” ilkesinin ve zaman dilimi faktörünün dikkate alınmasının önemi bu kararla pekişmiştir.

Madde 3 ihlaline ilişkin karar ise, ceza infaz kurumlarındaki insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağının mutlak niteliğini yinelemiştir. Aşırı kalabalık, yetersiz hijyen ve uygun olmayan uyku koşullarının birikimli etkisinin, kişinin onurunu zedeleyici boyuta ulaşabileceği vurgulanmıştır. Bu tespit, Türkiye’deki cezaevlerindeki fiziki koşulların iyileştirilmesi ve uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Karar, yetkililerin, mahkumların temel insani ihtiyaçlarını karşılamak ve insan onurunu korumakla yükümlü olduğunu hatırlatmaktadır.

Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, bu tür kararların, hukukun üstünlüğü ilkesinin ve bireysel hakların her koşulda korunması gerektiğinin güçlü bir teyidi olduğuna inanıyoruz. Bu emsal niteliğindeki kararlar, hukuk devletinin temelini oluşturan ilkelerin uygulanmasında ulusal mahkemelere rehberlik etmeli ve gelecekte benzer ihlallerin önlenmesi için bir zemin oluşturmalıdır.

Karar Künyesi

  • Mahkeme: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Büyük Daire)
  • Başvuru Numarası: 17389/20
  • Başvurucu: Şaban Yasak
  • Davalı Devlet: Türkiye
  • Karar Tarihi: 5 Mayıs 2026
  • İhlal Edilen Maddeler: İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesi (11’e karşı 6 oyla) ve 3. maddesi (9’a karşı 8 oyla)
  • Başkan: Mattias Guyomar
  • Kayıt Memuru Yardımcısı: Abel Campos
  • Ayrı Görüşler: Karara çeşitli kısmen muhalefet ve muhalefet görüşleri eklenmiştir.

Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

DİĞER YAZILAR