Arabuluculuk Anlaşmasında Geçerlilik ve Temyiz Sınırı
Giriş ve Olayın Özeti
Hukuki uyuşmazlıklarda arabuluculuk, taraflar arasında barışçıl ve hızlı çözüm yolları sunan önemli bir mekanizmadır. Ancak, arabuluculuk anlaşmalarının hukuki geçerliliği ve bu geçerliliğin yargılama süreçlerine, özellikle de temyiz aşamasına etkisi, zaman zaman karmaşık hukuki tartışmalara yol açmaktadır. Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, müvekkillerimizin ve kamuoyunun güncel içtihatlar hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamak amacıyla, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23.10.2024 tarihli, 2024/10834 Esas, 2024/14288 Karar sayılı dikkat çekici kararını ele alıyoruz. Bu karar, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliğinin bir alacak davasında “ön sorun” olarak incelenip incelenemeyeceği ve bunun temyiz edilebilirlik sınırına etkisi konusundaki farklı görüşleri ortaya koymaktadır.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Söz konusu uyuşmazlıkta, davacı işçi ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliğini ileri sürerek alacaklarının tahsilini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna vararak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Davalı vekilinin kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nce yapılan değerlendirmede, temyize konu edilen miktarın karar tarihindeki kesinlik sınırının (378.290,00 TL) altında kaldığı tespit edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin çoğunluk görüşü doğrultusunda, dairenin yerleşik uygulamasına göre ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı hususunun, alacak davasında bir “ön sorun” olarak incelenebileceği belirtilmiştir. Bu durumda, kararın miktar itibarıyla kesin olup olmadığının tespiti bakımından, hüküm altına alınan ya da reddedilen ve temyize konu edilen alacak miktarının dikkate alınması gerekmektedir. Kararda, temyize konu miktarın kesinlik sınırının altında kalması nedeniyle davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Ancak, karara bir “karşı oy” şerhi düşülmüş ve Yargıtay içindeki bu konuda farklı bir hukuki yaklaşımın varlığı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Karşı oyda, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun (HUAK) 18. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile eklenen hükümler) hatırlatılmıştır. Bu hükümlere göre, arabuluculuk anlaşma belgesi ilam niteliğinde bir belge sayılır ve en önemlisi, “arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.”
Karşı oy, kanun koyucunun açık iradesinin, arabulucu önünde konuşulup anlaşma tutanağına bağlanan hususların, tutanak hukuken geçerliliğini yitirmeden hiçbir şartta dava konusu edilmemesi yönünde olduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, anlaşma tutanağının sahteliği, irade fesadı veya usulsüzlük gibi nedenlerle iptali talebinin, doğrudan alacak veya işe iade davası içinde bir ön sorun olarak ele alınamayacağı, aksine müstakil bir iptal davası olarak açılması gerektiği savunulmuştur. Karşı oya göre, iptal davası kesinleşmeden anlaşmaya konu hususlarda dava açmak mümkün değildir. Ayrıca, müstakil bir iptal davasının miktar itibarıyla kesinlik sınırına takılmayacağı ve her hâlde temyizen incelenmesi mümkün olacağı belirtilmiştir.
Yorum
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, ihtiyari arabuluculuk süreçleri sonrası ortaya çıkan uyuşmazlıklarda takip edilecek hukuki yol ve temyiz incelemesinin kapsamı konusunda önemli bir içtihat farklılığına işaret etmektedir.
Çoğunluk görüşü, arabuluculuk anlaşmasının geçerliliği meselesini, açılmış olan alacak davasının bir “ön sorunu” olarak kabul etmekte ve bu durum, davanın parasal değeri temyiz sınırının altında kaldığında, anlaşmanın geçerliliği konusunun Yargıtay denetimine tabi olmamasını netice vermektedir. Bu yaklaşım, yargılamanın tek bir çatı altında yürütülmesi prensibini ön planda tutsa da, arabuluculuk anlaşmasının temel geçerliliğine ilişkin itirazların yüksek yargı tarafından incelenememe riskini taşımaktadır.
Karşı oy ise, kanun koyucunun “dava açılamaz” şeklindeki emredici hükmünü esas alarak, arabuluculuk anlaşmasının iptali için bağımsız bir dava açılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu görüşe göre, arabuluculuk anlaşmasının varlığı, geçerliliği tespit edilmeden veya iptali sağlanmadan, üzerinde anlaşılan hususların dava konusu edilmesi yasal olarak mümkün değildir. Bu yaklaşım, arabuluculuk anlaşmalarının hukuki güvencesini pekiştirmekte ve bu tür anlaşmaların geçerliliğine dair temel hukuki sorunların her durumda üst yargı denetimine açılmasını sağlamaktadır. Ancak, bu durum, davaların iki aşamalı hale gelmesine ve çözüm sürecinin uzamasına neden olabilir.
Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, bu tür içtihat farklılıklarının, hukuk pratiğinde önemli stratejik kararları etkilediğinin farkındayız. Özellikle iş hukuku ve alacak davalarında arabuluculuk süreçlerinin ardından doğabilecek ihtilaflarda, doğru hukuki adımların atılması büyük önem taşımaktadır. Müvekkillerimizin haklarını en etkin şekilde korumak adına, bu tür güncel Yargıtay kararlarını yakından takip ediyor ve hukuki stratejilerimizi bu doğrultuda şekillendiriyoruz.
Karar Künyesi
- T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
- Esas No: 2024/10834
- Karar No: 2024/14288
- Karar Tarihi: 23.10.2024
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
İhtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliği iddia edilebilir mi?
Evet, irade fesadı, sahtelik veya usulsüzlük gibi nedenlerle arabuluculuk tutanağının geçersizliği ileri sürülebilir. Yargıtay çoğunluk görüşüne göre bu durum asıl davada bir ön sorun olarak incelenebilir.
-
Arabuluculuk anlaşması olan bir konuda dava açılabilir mi?
Normal şartlarda 6325 sayılı Kanun uyarınca üzerinde anlaşılan hususlarda dava açılamaz. Ancak tutanağın geçersizliği ispatlanırsa veya iptal davası açılırsa hukuki süreç yürütülebilir.
-
2024 yılı için Yargıtay temyiz kesinlik sınırı ne kadardır?
İlgili Yargıtay kararında belirtildiği üzere, 2024 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı 378.290,00 TL olarak uygulanmaktadır.

