Konkordatoda Mühlet İçi Doğan Alacağa Yargıtay Kararı
Giriş ve Olayın Özeti
Konkordato süreci, borçlarını ödeyemeyen veya ödemekte güçlük çeken dürüst borçlular için önemli bir hukuki çözüm yoludur. Ancak bu süreçte, mühlet içerisinde doğan alacakların akıbeti ve konkordatonun bağlayıcılığına ilişkin tartışmalar sıklıkla yaşanabilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin yakın tarihli 2025/836 E., 2025/1467 K. sayılı kararı, bu alanda önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.
Olayda, davacı ve davalı şirket arasında 28.11.2019 tarihli bir sözleşme ile metil ester ürünü teslimi taahhüt edilmiş, davacı 526.320,00 Euro ön ödeme yapmıştır. Ancak davalının ürünü teslim etmemesi üzerine, davacı tahkim yoluna başvurmuş ve 16.04.2021 tarihli tahkim kararı ile zarar talepleri kabul edilmiştir. Bu karar, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09.11.2022 tarihli kararıyla tenfiz edilmiştir. Bu gelişmeler yaşanırken, davalı şirket hakkında Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26.06.2021 tarihli kararıyla konkordato projesi tasdik edilmiştir.
Davacı, tenfiz edilmiş tahkim kararına rağmen alacağının ödenmemesi ve davalının konkordato sürecinde sulh teklifinde bulunup ödeme vaatlerini yerine getirmemesi, ayrıca konkordato projesinde beyan edilmeyen taşınmazlarla ilgili teklifler sunması gibi nedenlerle, konkordatonun kısmen, bu talebi kabul edilmezse tamamen feshi talebiyle dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesi davacının alacağının mahkeme kararına dayandığı ve konkordatoya tabi olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile konkordatonun kısmen feshine karar vermiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, davacının konkordatoya tabi olmayan bir alacaklı olduğu ve bu nedenle konkordatonun feshini istemesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermiştir. Uyuşmazlık, davacı vekilinin temyiz başvurusu üzerine Yargıtay önüne gelmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesinde uyuşmazlığın esasını, konkordatonun kısmen veya tamamen feshi istemi ve özellikle konkordato mühleti içerisinde doğan alacakların konkordatoya tabi olup olmadığı hususunda değerlendirmiştir. Yargıtay, İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 308/c maddesinin ikinci fıkrasına atıf yaparak, konkordatonun, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburi olduğunu vurgulamıştır.
Somut olaydaki kronolojik sıralama şu şekildedir: Davalı şirket hakkında geçici mühlet kararı 27.12.2018, kesin mühlet kararı 30.05.2019, konkordato projesinin tasdiki kararı ise 20.06.2021 tarihinde verilmiştir. Davacı alacağına konu olan sözleşme 28.11.2019 tarihinde imzalanmış olup, bu alacak 16.04.2021 tarihinde tahkim kararıyla ilama bağlanmıştır. Bu durumda söz konusu alacak, konkordato geçici mühletinden sonra ancak konkordatonun tasdiki kararından önce doğmuş bir alacaktır.
Yargıtay, bu alacağın konkordato komiserinin izni olmaksızın akdedilen bir sözleşmeden kaynaklandığını tespit etmiştir. İİK’nın 308/c maddesi uyarınca, mühlet içinde komiserin izni olmaksızın akdedilen sözleşmelerden kaynaklanan alacaklar, konkordatoya tabi mecburi alacak niteliğindedir. Dolayısıyla, davacının alacağı konkordatoya tabi olduğundan, kendisine ödeme yapılmayan alacaklının konkordatonun feshi davası açmasında hukuki yararı bulunduğu kabul edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nin hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davayı usulden reddetme kararının hatalı olduğu belirtilerek, kararın bozulmasına hükmedilmiştir. Yargıtay, konkordatonun kısmen feshi şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Yorum
Yargıtay’ın bu kararı, konkordato süreçlerinde mühlet içi doğan alacakların hukuki niteliği ve alacaklıların hak arama yolları açısından büyük önem taşımaktadır. Karar, özellikle komiserin izni olmaksızın mühlet içinde akdedilen sözleşmelerden doğan alacakların konkordato hükümlerine tabi olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu durum, hem borçlu şirketlerin hem de alacaklıların konkordato sürecindeki eylem ve işlemlerinde daha dikkatli olmaları gerektiğini göstermektedir.
Alacaklılar açısından, alacaklarının konkordato mühleti içerisinde doğması ve bu süreçte komiserin izninin olup olmaması, alacaklarının akıbetini doğrudan etkilemektedir. Komiser izni olmaksızın doğan alacaklar, konkordato projesi kapsamında değerlendirilmesi gereken alacaklar olup, ödenmemesi halinde alacaklıya konkordatonun feshi davası açma hakkı tanımaktadır. Bu karar, Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuki yarar değerlendirmelerinde de yol gösterici niteliktedir.
Türkyılmaz Hukuk Bürosu olarak, konkordato hukukunun karmaşık yapısı ve sürekli güncellenen içtihatlar doğrultusunda müvekkillerimize en güncel ve doğru hukuki danışmanlık hizmetini sunmaktayız. Özellikle konkordato mühleti içerisinde doğan alacakların tespiti, tahsili ve konkordatonun feshi gibi hassas konularda profesyonel destek almak, hak kayıplarını önlemek adına hayati öneme sahiptir.
Karar Künyesi
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/1580 E., 2025/92 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI: 2024/737 E., 2024/1019 K.
YARGITAY KARARI: T.C. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2025/836 E., 2025/1467 K.
TARİH: 15.04.2025
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Konkordato mühleti içerisinde doğan alacaklar konkordatoya tabi midir?
Evet, İcra ve İflas Kanunu madde 308/c uyarınca, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan tüm alacaklar konkordatoya tabi mecburi alacaklardır.
-
Komiser izni olmadan yapılan sözleşmeler alacaklıya hangi hakkı tanır?
Komiser izni olmaksızın mühlet içinde doğan alacaklar konkordato projesine dahil edilir. Bu alacakların ödenmemesi durumunda alacaklıya konkordatonun kısmen veya tamamen feshi davası açma hakkı doğar.
-
Konkordatonun feshi davasında hukuki yarar şartı nedir?
Eğer bir alacaklının alacağı konkordato hükümlerine tabi ise ve ödeme yapılmıyorsa, o alacaklının konkordatonun feshini istemesinde hukuki yararı olduğu kabul edilir.

