Elektrik Çarpması Tazminatında Kusur ve Islahın Önemi
Giriş ve Olayın Özeti
Türkiye’de hukuk sistemi, tehlikeli faaliyetlerden kaynaklanan zararların tazmini konusunda yüksek bir özen yükümlülüğü ve bazı durumlarda kusursuz sorumluluk ilkesini benimsemektedir. Bu makalemizde, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2019/3406 E., 2019/6389 K. sayılı, elektrik çarpması sonucu meydana gelen ölüm olayında maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin önemli kararını inceleyeceğiz. Bu karar, hem elektrik dağıtım şirketlerinin ağır özen yükümlülüğünü hem de yargılama usulünde “ıslah” müessesesinin sınırlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Olay, 31.05.2005 tarihinde, elektrik direğindeki arızayı onarmak için çıkan 18 yaşındaki bir kişinin elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmesiyle gelişmiştir. Hayatını kaybeden desteğin eşi ve bir çocuğu geride kalmış, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak davalı elektrik dağıtım şirketinden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuştur. Davalı şirket ise davanın zamanaşımı ve yetki yönünden reddini talep etmiş, olayın oluşumunda kendi kusurunun bulunmadığını, murisin izinsiz ve yetkisiz müdahale ettiğini savunmuştur.
Yerel mahkeme, davanın çeşitli aşamalarında ret kararları vermiş, bu kararlar defalarca Yargıtay tarafından bozulmuştur. Özellikle, yargılama giderlerinin adli yardım kapsamında karşılanması gerektiği ve davalı şirketin kusurunun olmadığına ilişkin eksik bilirkişi raporlarının hükme esas alınmasının hatalı olduğu vurgulanmıştır. Yargıtay, son bozma kararında, elektrik dağıtım şirketinin ağır özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini, direklerde uyarıcı levha eksikliği, eğik korkuluklar ve direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolayca çıkabileceği bir durumda bulunmasının davalının sorumluluğunu doğurduğunu belirtmiştir. Bu durum, murisin kendi kusurunu ortadan kaldırmamakla birlikte, davalının tazminat sorumluluğunu devam ettireceğini ifade etmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
Yargıtay, uyuşmazlığın temelini, davacıların desteğinin ölümünden davalı elektrik şirketinin sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplamıştır. Kararda, Türk Borçlar Kanunu’nun 69. maddesi (eski BK m.58) uyarınca, bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikinin, bunların yapımındaki veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararları gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Elektrik tesisleri de bu kapsamda bir “yapı eseri” olarak kabul edilmiş ve malikin sorumluluğunun “kusursuz sorumluluk” niteliğinde olduğu vurgulanmıştır. Bu tür sorumlulukta, zararla tesisin faaliyeti arasında uygun illiyet bağı ve hukuka aykırılık unsurları gerçekleştiğinde, kusur aranmaksızın sorumluluk doğar. Malik, ancak illiyet bağını kesen mücbir sebep, zarar görenin tam kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi durumlarda sorumluluktan kurtulabilir.
Yargıtay, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği’ne atıfta bulunarak, kuvvetli akım tesislerinin can ve mala zarar vermeyecek biçimde yapılmasının ve ağır özen yükümlülüğünün altını çizmiştir. Davalı elektrik dağıtım şirketinin, gerekli güvenlik uzaklıklarına uymak, uyarı levhaları koymak, denetim ve koruma önlemlerini almakla yükümlü olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Olay yeri inceleme raporları ve soruşturma dosyasındaki bilirkişi raporları, olay yerindeki elektrik direğinde uyarıcı levha bulunmadığını, direğe çıkmayı engelleyici korkuluğun eğik olduğunu ve direğin yerleşim alanı içinde herkesin kolaylıkla çıkabileceği bir durumda olduğunu ortaya koymuştur. Yargıtay, bu delillerin önceki hükme esas alınan bilirkişi raporlarında göz ardı edilmesini eksik inceleme olarak nitelendirmiş ve davalı şirketin gerekli güvenlik önlemlerini almada kusurlu olduğuna hükmetmiştir. Davacılar murisinin elektrik direğine çıkmakta kusurlu olması, davalının sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz; yalnızca tazminatın kapsamının belirlenmesinde dikkate alınmalıdır.
Bozma kararı sonrası yapılan yargılamada, yeni bir bilirkişi raporuyla vefat edenin %80, davalı elektrik şirketinin ise %20 kusurlu olduğu belirlenmiştir. Mahkeme bu rapora dayanarak maddi ve manevi tazminata hükmetmiştir. Ancak Yargıtay, bu kararı iki önemli noktada daha bozmuştur:
- Bozmadan Sonra Islah Yapılamaması: Davacılar vekilinin bozma sonrası sunduğu ıslah dilekçesi ile tazminat taleplerini artırması, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına (özellikle 04.02.1948 tarihli ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı ile 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 E.-2016/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları) aykırı bulunmuştur. Yargıtay, HMK’nın 177. maddesi uyarınca ıslahın tahkikat bitinceye kadar yapılabileceğini ve bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığını kesin bir dille belirtmiştir. Bu nedenle, ıslah dikkate alınarak verilen hüküm bozulmuştur.
- Manevi Tazminat Miktarının Azlığı: Yargıtay, Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi ve Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca manevi tazminatın amacının manevi huzuru doğurmak olduğunu ve miktarın olay tarihi, tarafların konumu, kusur oranları gibi tüm özel haller gözetilerek belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Kararda hükmedilen manevi tazminat miktarının (her iki davacı için 2.000,00 TL) az olduğu belirtilerek daha yüksek bir miktarın takdir edilmesi için bu yönüyle de karar bozulmuştur.
Yorum
Yargıtay’ın bu kararı, elektrik dağıtım şirketlerinin ve benzer tehlikeli faaliyet yürüten kurumların taşıdığı “ağır özen yükümlülüğünü” ve “kusursuz sorumluluk” prensibini bir kez daha teyit etmiştir. Şirketler, can ve mal güvenliğini tehdit eden durumlara karşı gerekli tüm tedbirleri almak zorundadır; uyarı levhaları, koruyucu korkuluklar ve düzenli denetimler bu kapsamda hayati öneme sahiptir. Bir kişinin kendi kusuruyla olaya sebebiyet vermesi, şirketin ihmalinin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz, sadece tazminatın kapsamını etkiler. Bu durum, tehlikeli faaliyetlerin toplum üzerindeki potansiyel risklerinin ciddiyetini vurgulamaktadır.
Kararın usul hukuku açısından en dikkat çekici yanı ise, “bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı” ilkesinin kesin bir dille yinelenmesidir. Bu, hukuk uygulamacıları için sıkça karşılaşılan ve önem arz eden bir konudur. Yargıtay, içtihadı birleştirme kararlarıyla da desteklenen bu prensibi koruyarak, yargılamanın belirli bir aşamasından sonra usul işlemlerinde yapılabilecek değişikliklerin sınırlarını netleştirmiştir. Bu durum, davaların planlanması ve yürütülmesi süreçlerinde avukatların azami dikkat ve stratejik öngörü ile hareket etmelerinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir.
Ayrıca, manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde hakkaniyet ilkesi ve olayın özgül koşullarının gözetilmesi gerektiği vurgusu, mahkemelere bu alanda daha hassas ve tatmin edici kararlar verme sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Tüm bu yönleriyle söz konusu Yargıtay kararı, hem maddi hem de usul hukuku açısından önemli bir rehber niteliğindedir.
Karar Künyesi
- T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
- Esas No: 2019/3406
- Karar No: 2019/6389
- Karar Tarihi: 09/09/2019
- Mahkemesi: Asliye Hukuk Mahkemesi
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Elektrik çarpması sonucu ölümde şirketin sorumluluğu nedir?
Elektrik dağıtım şirketleri, elektrik tesislerinin bakım ve yapımından kaynaklanan zararlardan ‘kusursuz sorumluluk’ ilkesi gereği sorumludur. Bu, şirketin kusuru olmasa bile ağır özen yükümlülüğü nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü olabileceği anlamına gelir.
-
Elektrik direğine izinsiz çıkılması tazminat hakkını tamamen ortadan kaldırır mı?
Hayır, kişinin direğe izinsiz çıkması kendi kusuru olsa da, şirketin uyarı levhası ve güvenlik korkuluğu gibi önlemleri almaması durumunda şirketin sorumluluğu devam eder. Bu durum sadece tazminat miktarında indirim sebebi sayılır.
-
Yargıtay bozma kararından sonra tazminat miktarı artırılabilir mi?
Hayır, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına ve HMK 177. maddesine göre, bozma kararından sonra ‘ıslah’ yoluyla tazminat miktarının artırılması mümkün değildir. Bu işlem ancak tahkikat aşaması bitene kadar yapılabilir.
-
Manevi tazminat tutarı neye göre belirlenir?
Manevi tazminat; olayın oluş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, tarafların kusur oranları ve hakkaniyet ilkesi gözetilerek, davacıda manevi bir huzur oluşturacak düzeyde belirlenmelidir.

