Yargıtay ve Danıştay karar incelemesi görseli

Trafik Kazasında Olası Kast ve Bilinçli Taksir Ayrımı

Giriş ve Olayın Özeti

Hukuk pratiğimizde, özellikle trafik kazalarından kaynaklanan ceza davalarında “olası kast” ile “bilinçli taksir” arasındaki ayrım, hem teorik hem de pratik açıdan en çok tartışılan konulardan biridir. Bu ayrım, sanığın sorumluluk derecesini ve dolayısıyla alacağı cezayı kökten değiştirebilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/473 E., 2020/225 K. sayılı kararı, bu kritik ayrım konusunda emsal niteliğinde önemli bir değerlendirme sunmaktadır.

Karara konu olay, 2012 yılında 16 yaşındaki ehliyetsiz bir çocuğun, abisine ait araçla şehir içinde azami hız sınırının (50 km/s) çok üzerinde (yaklaşık 110 km/s) hızla seyretmesiyle meydana gelmiştir. Kırmızı ışık ihlali yaparak yaya geçidinden geçmekte olan mağdur çocuğa çarpan sanık, kazanın ardından olay yerinden kaçmıştır. Çarpma sonucu mağdur çocukta yaşamını tehlikeye sokan ve yaşam fonksiyonlarını ağır derecede etkileyen kemik kırıkları oluşmuştur. Yerel mahkeme, sanığın eylemini başlangıçta olası kastla yaralama olarak değerlendirmiş, ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi eylemin bilinçli taksirle yaralama suçunu oluşturduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur. Yerel mahkemenin direnmesi üzerine dosya, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir.

Hukuki Değerlendirme ve Karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, önüne gelen uyuşmazlıkta öncelikle sanığın eyleminin olası kastla yaralama mı yoksa bilinçli taksirle yaralama mı olduğu sorununa odaklanmıştır. Kurul, TCK’nın 21. maddesinde tanımlanan “olası kast” ile 22. maddesinde yer alan “bilinçli taksir” arasındaki temel farkları detaylıca incelemiştir. Anahtar ayrım noktası, “olası kast”ta failin öngördüğü neticenin gerçekleşmesini “kabullenmesi” ve “olursa olsun” düşüncesiyle hareket etmesi; “bilinçli taksir”de ise failin öngörülen neticeyi “istememesine” rağmen, kendi becerisine, şansına ya da başka etkenlere güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceğine inanmasıdır. Olası kastta, neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba gösterilmezken, bilinçli taksirde bu yönde bir güven ve beklenti mevcuttur.

Somut olayda Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın eylemini olası kast olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirmede etkili olan faktörler şunlardır:

  • Sanığın ehliyetsiz olması.
  • Azami hız sınırının çok üzerinde (110 km/s) seyretmesi.
  • Kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yandığı halde ışık ihlali yapması.
  • Yayaların geçmekte olduğu yaya geçidinde hızını azaltma veya fren yapma gibi hiçbir tedbire başvurmaması.
  • Öngördüğü muhtemel neticeye kayıtsız kalarak kabullenmesi.

Kurul, bu davranışları TCK 21/2 maddesinin gerekçesinde yer alan olası kast örnekleriyle örtüştürmüş ve yerel mahkemenin “olası kastla yaralama” suçuna ilişkin direnme gerekçesini isabetli bulmuştur.

Ancak kararda, ikinci bir uyuşmazlık konusu daha ele alınmıştır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, mağdur hakkındaki Adli Tıp Kurumu raporları ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı’ndan alınan bilimsel mütalaa arasındaki çelişkinin giderilmeden eksik incelemeyle hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozma kararı vermişti. Yerel mahkeme, bu bozma nedenine karşı direnme kararında yasal ve yeterli bir gerekçe sunmadığı için Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu noktadan kararı BOZMUŞTUR. Bu durum, mahkeme kararlarının gerekçeli olma zorunluluğunu ve eksiksiz bir yargılamanın önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Yorum

Bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı, özellikle trafik kazalarında meydana gelen yaralama veya ölüm olaylarında “olası kast” sorumluluğunun sınırlarını belirlemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Karar, trafik kurallarına ağır ve birden fazla ihlalde bulunarak, muhtemel bir neticenin (yaralama/ölüm) gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen bunu engellemek için hiçbir çaba göstermeyen, aksine duruma kayıtsız kalan sürücülerin “olası kastla” hareket etmiş sayılacağının altını çizmektedir. Sanığın ehliyetsiz olması, aşırı hız yapması, kırmızı ışıkta geçmesi ve en önemlisi fren yapmaması gibi eylemleri, neticeyi kabullenme iradesinin somut göstergeleri olarak kabul edilmiştir.

Karar aynı zamanda, yargılamanın usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından da mesajlar içermektedir. Çelişkili raporlar arasındaki ihtilafın giderilmemesi ve buna ilişkin direnme kararının gerekçesiz bırakılması, temyiz denetimini imkansız kılmakta ve adil yargılanma hakkını zedeleyebilmektedir. Hukuk büromuz olarak, trafik kazalarından kaynaklanan ceza davalarında bu tür emsal kararların titizlikle takip edilmesi ve müvekkillerimizin lehine en doğru hukuki stratejinin oluşturulması gerektiğine inanıyoruz.

Karar Künyesi

  • Kararı Veren: Yargıtay Ceza Genel Kurulu
  • Esas Numarası: 2018/473
  • Karar Numarası: 2020/225
  • Karar Tarihi: 21.05.2020 (Müzakere Tarihi)
  • Direnme Kararı Veren Mahkeme: Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi (2017/21 E., 2017/142 K.)
  • İlgili Kanun Maddeleri: TCK m. 21/2 (Olası Kast), TCK m. 22/3 (Bilinçli Taksir), TCK m. 86 (Kasten Yaralama), TCK m. 87 (Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama), TCK m. 31/3 (Yaş Küçüklüğü), Karayolları Trafik Kanunu m. 36, 47, 51, 52, 81, 84.

Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

SIKÇA SORULAN SORULAR

  • Trafik kazalarında olası kast ve bilinçli taksir farkı nedir?

    Olası kastta fail muhtemel sonucu öngörür ve olursa olsun diyerek kabullenir. Bilinçli taksirde ise sonucu öngörmesine rağmen kendi becerisine veya şansına güvenerek sonucun gerçekleşmeyeceğine inanır.

  • Aşırı hız ve kırmızı ışık ihlali ağır ceza sebebi mi?

    Evet, Yargıtay bu kararda ehliyetsiz araç kullanımıyla birlikte aşırı hız ve kırmızı ışık ihlali yapan sürücünün neticeyi kabullendiğine hükmederek eylemi olası kast kapsamında değerlendirmiştir.

  • Trafik kazası sonrası olay yerinden kaçmak kararı nasıl etkiler?

    Olay yerinden kaçmak, failin meydana gelen neticeye karşı kayıtsızlığını ve sorumluluktan kaçma iradesini gösteren bir veri olarak hukuki değerlendirmede dikkate alınmaktadır.

  • Adli Tıp raporları arasındaki çelişki davayı bozar mı?

    Evet, farklı kurumlarca düzenlenen raporlar arasında çelişki varsa bu giderilmeden hüküm kurulamaz. Yargıtay, eksik inceleme ve gerekçesiz direnme nedeniyle bu kararda bozma yoluna gitmiştir.

İLGİLİ YAZILAR