Yargıtay ve Danıştay karar incelemesi görseli

Özel Şirket Çalışanı Kamu Görevlisi Sayılır mı?

Giriş ve Olayın Özeti

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yakın tarihli ve önemli bir kararı, özel sektör çalışanlarının adli makamlardan gelen bilgi taleplerine cevap vermemesi durumunda hangi hukuki sorumlulukla karşı karşıya kalacaklarına dair net bir çerçeve çizmiştir. Söz konusu karar, kamu görevlisi tanımının genişletilmesi ve görevi kötüye kullanma suçunun kapsamının belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Dava konusu olayda, Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’de adli yazışmalardan sorumlu sanık, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında istenen telefon abonelik sözleşmelerini birden fazla müzekkereye rağmen süresinde göndermemiştir. İstanbul (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesi, sanığı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/2. maddesi gereğince cezalandırmış ve cezasını ertelemiştir.

Sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesi, Avea’nın özel hukuk statüsüne tabi bir şirket olması nedeniyle sanığın “kamu görevlisi” sayılamayacağına ve eyleminin Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenen “emre aykırı davranış” kabahatini oluşturduğuna karar vermiştir. Ancak bu kabahat için öngörülen zamanaşımı süresi dolduğundan, idari para cezası verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu karara itiraz ederek, bilgi istenen kişinin TCK’nın 6/c maddesi kapsamında kamu görevlisi sayılması gerektiğini ve eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu savunmuştur. Bu itiraz üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmiştir.

Hukuki Değerlendirme ve Karar

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, özel daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlığı, özel hukuk hükümlerine tabi şirkette adli yazışmalardan sorumlu olan sanığın eyleminin TCK’nın 257/2. maddesindeki suçu mu, yoksa Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesindeki kabahati mi oluşturduğu noktasında değerlendirmiştir.

Kurul, kararında öncelikle TCK’nın 257. maddesinde düzenlenen “görevi kötüye kullanma” suçunun kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suç olduğunu hatırlatmıştır. Ancak, CMK’nın 332. maddesinde yer alan “Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur.” hükmüne dikkat çekmiştir. Bu maddede, bilginin istenildiği yazıda, buna aykırı hareket etmenin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği uyarısının yer aldığı ve herhangi bir kamu görevlisi sınırlaması yapılmadığı vurgulanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, CMK’nın 332. maddesi, soruşturma ve kovuşturmaların etkinliğini sağlamak amacıyla getirilmiş özel bir düzenlemedir. Kamu görevlilerinin bilgi ve belge sağlama yükümlülüğü CMK’nın 161. maddesinde zaten düzenlendiğinden, 332. maddenin esasen kamu görevlisi sıfatı taşımayan özel kişi ve kurumlar için getirildiği sonucuna varılmıştır. Kurul, özel bir şirkette adli yazışmalardan sorumlu olan sanığın, Cumhuriyet savcısının yazılı belge talebi karşısında, tıpkı tanık veya bilirkişi gibi kamusal bir faaliyet olan yargı görevinin işleyişine “herhangi bir surette” katıldığını ve bu anlamda TCK’nın 6. maddesi uyarınca kamu görevlisi sayılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu yorumun görevi kötüye kullanma suçunun özgü suç niteliğiyle çelişmediği ve suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmediği belirtilmiştir.

Kurul, sanığın eyleminin soruşturma süreçlerinde gecikmeye yol açarak hem adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlali sebebiyle kişilerin mağduriyetine, hem de soruşturma giderlerinin artması suretiyle kamu zararına neden olduğunu tespit etmiştir. Bu gerekçelerle, sanığın eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna ve Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi gereğince suç olan bir eylem için kabahat hükümleri uygulanamayacağına karar vermiştir.

Sonuç olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazını kabul ederek, 5. Ceza Dairesi’nin bozma kararını kaldırmış ve sanığın ilk mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar vermiştir.

Yorum

Bu karar, Türk Ceza Hukuku’nda “kamu görevlisi” tanımının ve görevi kötüye kullanma suçunun kapsamının yorumlanmasında bir dönüm noktası niteliğindedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, CMK 332. maddesi kapsamında adli makamların bilgi taleplerine muhatap olan özel sektör çalışanlarının, bu görevlerini yerine getirmeleri sırasında TCK anlamında “geçici kamu görevlisi” statüsünde değerlendirilebileceğine hükmetmiştir. Bu durum, özellikle kurumsal iletişim ve hukuk departmanları için ciddi sonuçlar doğuracaktır.

Özel şirketlerin ve bu şirketlerde adli yazışmalarla ilgilenen personelin, artık adli makamlardan gelen müzekkerelere ve bilgi taleplerine çok daha büyük bir hassasiyetle ve süresi içinde cevap vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde, sadece idari para cezası değil, TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçundan yargılanma ve hapis cezası alma riskiyle karşı karşıya kalmaları söz konusu olabilecektir. Karar, yargı sürecinin etkinliği ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkesinin önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

Özellikle karşı oylarda belirtilen “kanunilik ilkesi” ve “özgü suç” niteliğine ilişkin endişeler, bu tür kararların geniş yorumlanmasının ceza hukuku prensipleri üzerindeki potansiyel etkilerini göstermektedir. Ancak çoğunluk kararı, yargısal faaliyetin işleyişindeki aksaklıkları giderme ve sorumluluğu genişletme yönünde bir eğilimi yansıtmaktadır. Bu nedenle, özel sektörde faaliyet gösteren tüm kurumların, adli yazışma süreçlerini gözden geçirmeleri ve ilgili personellerine gerekli eğitimleri sağlamaları hayati önem taşımaktadır.

Karar Künyesi

T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu

  • Esas: 2018/287
  • Karar: 2020/409
  • Karar Tarihi: 08.10.2020

Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

SIKÇA SORULAN SORULAR

  • Özel şirket çalışanı neden kamu görevlisi sayıldı?

    Yargıtay Ceza Genel Kurulu, CMK’nın 332. maddesi uyarınca savcının yazılı bilgi talebine muhatap olan kişinin, tıpkı tanık veya bilirkişi gibi yargı görevinin işleyişine katıldığını kabul ederek, TCK’nın 6. maddesi kapsamında u0022geçici kamu görevlisiu0022 saydı.

  • Bu karardan önce mahkemeler ne karara varmıştı?

    İlk derece mahkemesi sanığı TCK 257/2 uyarınca cezalandırmıştı; ancak Yargıtay 5. Ceza Dairesi, şirketin özel hukuk statüsü nedeniyle sanığın kamu görevlisi sayılamayacağını, eylemin sadece Kabahatler Kanunu’ndaki u0022emre aykırı davranışu0022 kabahatini oluşturduğunu ve zamanaşımı dolduğu için ceza verilemeyeceğini belirtmişti.

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kararı neden bozdu?

    Kurul, CMK 332. maddesinin özellikle kamu görevlisi sıfatı taşımayan özel kişi ve kurumlar için getirildiğini, dolayısıyla bu maddeye aykırı davranışın idari kabahat değil, TCK 257/2’deki suçu oluşturduğunu kabul etti.

  • Bu karar özel şirketler için pratikte ne anlama geliyor?

    Adli yazışmalardan sorumlu personelin, savcılık veya mahkemeden gelen bilgi taleplerine süresi içinde cevap vermemesi artık sadece idari para cezası değil, hapis cezası da içerebilen u0022görevi kötüye kullanmau0022 suçlamasıyla sonuçlanabilir; şirketlerin ilgili personeline bu konuda eğitim vermesi önemlidir.

İLGİLİ YAZILAR