Tıbbi Malpraktis Davalarında Aydınlatılmış Onamın İspat Yükü
Giriş ve Olayın Özeti
Sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan hekim-hasta ilişkisinde, hekimlerin hastalarına karşı sadece tıbbi müdahale sorumluluğu değil, aynı zamanda onları olası riskler ve alternatif tedavi yöntemleri hakkında eksiksiz bilgilendirme yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu temel sorumluluk, hukuk literatüründe “aydınlatılmış onam” olarak yer almakta ve hasta haklarının köşe taşlarından birini oluşturmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 09.03.2026 tarihli, 2025/531 E., 2026/1285 K. sayılı kararı, tıbbi malpraktis (uygulama hatası) davalarında aydınlatılmış onamın ispat külfetinin taşıdığı önemi bir kez daha vurgulayarak, yargı pratiği açısından dikkat çekici bir emsal teşkil etmiştir.
Söz konusu dava, davacıya “kör vajen” tanısıyla 12.09.2015 tarihinde yapılan ameliyat neticesinde fistül duvarında 2.5 cm’lik bir delinme meydana geldiği iddiasıyla açılmıştır. Davacı vekili, davalı hekimlerin kusuruyla bu delinmenin oluştuğunu, durumun ameliyat sonrası kontrollerde fark edilmesine rağmen gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığını ve müvekkilinin bu sebeple sekiz büyük ameliyat ve birçok cerrahi müdahaleden geçmek zorunda kaldığını ileri sürmüştür. Ayrıca, davalı hekimlerin ameliyat öncesinde müvekkiline operasyonun herhangi bir riski olmadığını belirttikleri, hastanın muhtemel rizikolara karşı gereği gibi bilgilendirilmediği ve aydınlatılmış onamının alınmadığı gerekçeleriyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuştur.
Davalı hekimler ise kendi kusurları olmadığını iddia ederek, sorumluluğu birbirlerine atfetmişlerdir. Davalılardan biri, ameliyattaki sonucun diğer davalının işlemi neticesinde oluştuğunu savunurken; diğer davalı, davacıyı ameliyatın riskleri, mesane ve kalın bağırsak delinme ihtimali ve ameliyatsız tedavi yöntemleri hakkında önceden bilgilendirdiğini, ancak ameliyata acil olarak çağrıldığı için aydınlatılmış onam alma yükümlülüğünden bu acil durum özelinde söz edilemeyeceğini belirtmiştir.
Hukuki Değerlendirme ve Karar
İlk Derece Mahkemesi, dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu (ATK) ve heyet raporlarında davalı hekimler tarafından yapılan işlemlerde tıbbi gerekliliklere aykırılık bulunmadığı, onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı hastanede olduğu ve hastanenin KHK ile devredildiği gerekçeleriyle davacının maddi ve manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi de ATK raporları ve onam sorumluluğunun sağlık kuruluşunda olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını onamıştır.
Davacı vekilinin temyiz başvurusu üzerine dosya Yargıtay 3. Hukuk Dairesi önüne gelmiştir. Yargıtay, uyuşmazlığın, tedavi hizmetini üstlenen doktorların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğunu belirterek, kararı özellikle aydınlatılmış onam hususu üzerinden değerlendirmiştir.
Yargıtay, 1219 Sayılı Tababet Ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesi gereği, aydınlatılmış onamda ispat külfetinin doktor ya da hastanede olduğunun altını çizmiştir. Kararda, davalılardan birinin aydınlatılmış onama dair herhangi bir savunma yapmadığı, diğerinin ise acil çağrılma durumunu gerekçe göstererek onam alma yükümlülüğünün bu özel durumda olmadığını savunduğu ancak hastanın gereği gibi aydınlatıldığını ispat yükünün hem davalı doktorlarda hem de dava dışı hastanede olduğu vurgulanmıştır.
İlk Derece Mahkemesi’nin, aydınlatılmış onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı, KHK ile kapatılan hastanede olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Zira davalı doktorlara aydınlatma yükümlülükleri hususunda ispat fırsatı tanınmadan, Mahkemece bu husus değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.
Bu sebeplerle Yargıtay, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA oybirliği ile karar vermiştir.
Yorum
Yargıtay’ın bu kararı, tıbbi müdahalelerde hekimin aydınlatılmış onam alma yükümlülüğünün ne denli esaslı olduğunu ve bu yükümlülüğün ispatının ağır bir sorumluluk taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır. Karar, hastaların kendi vücutları üzerindeki egemenlik haklarının ve bilgilendirilme özgürlüklerinin güvence altına alınması adına kritik bir emsal teşkil etmektedir.
Hekimler, hastaları uygulayacakları işlemin niteliği, olası faydaları, riskleri, komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve bu yöntemlerin riskleri hakkında detaylı, anlaşılır ve şeffaf bir dille bilgilendirmekle yükümlüdürler. Bu bilgilendirmenin eksiksiz yapıldığına dair ispat yükü ise, tıpkı bu kararda da vurgulandığı üzere, hekimin veya sağlık kuruluşunun üzerindedir. Acil durumlar gibi istisnai haller dışında, bu onamın yazılı olarak ve hastanın anlayabileceği bir dilde alınması büyük önem taşımaktadır.
Karar, alt mahkemelerin, aydınlatılmış onamın ispat yükünü tam olarak değerlendirmeden veya sorumluluğu dava dışı bir kuruma atfederek hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmesiyle, yargı pratiğinde önemli bir yol gösterici niteliğindedir. Doktorların, kendilerine düşen aydınlatma yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirdiğini somut delillerle ispat etme fırsatının tanınması, adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu karar, tıbbi müdahalelerde hasta haklarını korurken, aynı zamanda hekimlerin sorumluluklarını da net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Karar Künyesi
- Mahkeme: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
- Esas No: 2025/531
- Karar No: 2026/1285
- Karar Tarihi: 09.03.2026
Hukuki süreçleriniz hakkında profesyonel destek almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
u0022Aydınlatılmış onamu0022 nedir ve bu davada neden önemliydi?
Hastanın bir tıbbi müdahaleye onay verebilmesi için riskler ve alternatif tedaviler hakkında önceden bilgilendirilmesidir; davacı, ameliyat risklerinin kendisine anlatılmadığını ve onam alınmadığını iddia etmiştir.
-
Alt mahkemeler davayı neden reddetmişti?
Onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı, KHK ile kapatılan hastanede olduğu gerekçesiyle, aydınlatma yükümlülüğü değerlendirilmeden davanın reddine karar vermişlerdi.
-
Yargıtay ispat yükünü kime yükledi?
1219 sayılı Kanun’un 70. maddesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kuralları uyarınca, hastanın gereği gibi aydınlatıldığını ispat yükü davalı doktorlara ve hastaneye aittir; bu sorumluluk üçüncü bir kuruma (kapanan hastaneye) devredilemez.
-
Yargıtay neden kararı bozdu?
Davalı doktorlara aydınlatma yükümlülüklerini ispat etme fırsatı tanınmadan, sorumluluk dava dışı hastaneye atfedilerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuştur.

