Kaçınılmazlık İlkesi Nedir? SGK Rücu Davasında İşvereni Kurtarır Mı?
SGK’nın işyerinizde yaşanan bir kaza için size rücu davası açtığını öğrendiğinizde, tüm tedbirleri almış olmanıza rağmen bu davayı kaybedeceğinizi düşünebilirsiniz.
Kaçınılmazlık oranının işvereni SGK rücu davasında nasıl kurtardığını ve Yargıtay’ın bu ilkeye yaklaşımını anlatıyoruz.
SGK Rücu Davalarında İşverenin Sorumluluğu ve Sınırları
Kaçınılmazlık ilkesinin işvereni nasıl kurtardığını anlayabilmek için öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumunun neden dava açtığını ve işverenin yasal sorumluluğunun sınırlarını net bir şekilde ortaya koymak gerekir. SGK, iş kazası veya meslek hastalığına maruz kalan sigortalıya anayasal görevi gereği sağlık yardımı yapar, geçici iş göremezlik ödeneği verir ve kalıcı hasarlarda sürekli iş göremezlik geliri (maaş) bağlar. Ancak kaza işverenin ihmali sonucu olmuşsa, Kurum yaptığı bu masrafları işverene yansıtır (rücu eder).
Bu sürecin temel yasal dayanağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu‘nun 21. maddesinin 1. fıkrasıdır. İlgili madde açık ve emredicidir: “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı. Kurumca işverene ödettirilir”.
Burada dikkat edilmesi gereken en hayati nokta, işverenin Kuruma karşı sorumluluğunun “kusursuz sorumluluk” (objektif sorumluluk) değil, “kusur sorumluluğu” esasına dayanmasıdır. İşveren ancak kusurlu bulunursa sorumlu tutulabilir; kusuru yoksa veya olay tamamen dış etkenlerden kaynaklanıyorsa sorumlu tutulamaz. Konunun genel çerçevesi hakkında daha fazla teknik detaya ulaşmak için Sosyal Güvenlik Hukuku sayfamızı da inceleyebilirsiniz.
Kaçınılmazlık (Kötü Tesadüf) İlkesi Nedir?
5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesi, işverenler için adeta bir can simidi niteliğindedir: “İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır”. Aynı kural, sağlık giderlerinin rücu edildiği 76. maddenin 4. fıkrasında da açıkça tekrar edilmiştir.
Kanun metninde zikredilen “kaçınılmazlık” kavramı, hukuk doktrininde ve yargı kararlarında kötü tesadüf, fevkalade hâl, umulmayan durum veya tesadüfi olay gibi farklı terimlerle de anılmaktadır. Peki, hukuken kaçınılmazlık tam olarak ne anlama gelir?
Kaçınılmazlığın en net ve bağlayıcı tanımı Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin (SSİY) 45/3. maddesinde yapılmıştır. Anılan yönetmeliğe göre; “Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur.”. Yönetmeliğin devamındaki cümle ise işverenlerin sorumluluk sınırını acımasız bir netlikle çizer: “İşveren alınması gerekli herhangi bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez”.
Netice itibarıyla kaçınılmazlık; işverenin önüne geçmesinin nesnel (objektif) olarak imkânsız olduğu, ne kadar özen gösterilirse gösterilsin ve mevcut teknolojinin elverdiği hangi üst düzey tedbir alınırsa alınsın oluşması engellenemeyen olumsuz durumu (kazayı) ifade eder.
Mücbir Sebep ve Kaçınılmazlık Arasındaki İnce Çizgi
Uygulamada sıklıkla karıştırılan “mücbir sebep” ile “kaçınılmazlık” aslında farklı ancak birbiriyle bağlantılı kavramlardır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre mücbir sebep; genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan öngörülemez, karşı konulamaz ve tamamen dışarıdan gelen olağanüstü bir olaydır (örneğin şiddetli bir kasırganın fabrikadaki çatıyı uçurarak işçiyi yaralaması). Mücbir sebep illiyet bağını (nedensellik bağını) tamamen kesen, zarar vereni (işvereni) %100 sorumluluktan kurtaran devasa bir sebeptir.
Kaçınılmazlık ise uygun illiyet bağını kesen veya zayıflatan önemli sebeplerden birisi olup, mücbir sebebin bir unsurudur. Ancak kaçınılmazlıkta dışarıdan gelen olağanüstü bir doğa olayı olmak zorunda değildir; bizzat işin kendi doğasından, kullanılan makinenin engellenemez teknik bir tepkimesinden veya o günkü teknolojinin çaresiz kaldığı bir “umulmayan durumdan” da kaynaklanabilir.
Kaçınılmazlık İlkesinin Temel Şartları Nelerdir?
Bir işveren olarak SGK rücu davasında kaçınılmazlık savunması yapabilmeniz ve mahkemenin bu ilkeyi uygulayabilmesi için aşağıdaki şartların eksiksiz bir şekilde bir arada bulunması şarttır:
| Bilimin ve Tekniğin Emrettiği Tüm Önlemlerin Alınmış Olması | İş kazasının yaşandığı gün itibarıyla o sektörde uygulanabilecek en ileri düzey makine koruyucuları, sensörler ve otomasyon sistemlerinin işyerinde kurulu olması zorunludur. |
| İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatına Tam Uyum | Personele sadece donanım sağlamak yetmez; işe giriş sağlık raporlarının eksiksiz olması, periyodik İSG eğitimlerinin verilmiş olması ve işyerinde sıkı bir denetim mekanizmasının işletiliyor olması gerekir. |
| Bir Tek Eksikliğin Dahi Olmaması | Yönetmeliğin emrettiği üzere, şayet işveren alınması gereken “herhangi bir (tek bir)” önlemi dahi atlamışsa, mahkeme olayın kaçınılmazlığından söz edemez ve işvereni kusurlu bulur. |
| Öngörülemez ve Engellenemez Tesadüfi Bir Durumun Varlığı | İnsan faktöründen bağımsız, anlık olarak gelişen ve olay tarihindeki bilgi birikimiyle önüne geçilemeyen bir reaksiyonun veya tepkimenin zarara yol açması gerekir. |
Ne yapılabileceğini birlikte konuşalım. Bize yazmanız yeterli.
Kaçınılmazlık Oranı SGK Rücu Davasında İşvereni Nasıl Kurtarır?
Kaçınılmazlığın SGK rücu davalarındaki matematiksel ve hukuki sonucu, işverenin cüzdanını doğrudan ilgilendirir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında ve sosyal güvenlik hukukunun temel felsefesinde kural çok nettir: İş kazası ve meslek hastalığının ortaya çıkmasında kaçınılmazlığın varlığı hâlinde işveren ve kusur atfedilen üçüncü kişiler, belirlenen kaçınılmazlık oranında tazminat ödemekten (sorumluluktan) kurtulur.
506 sayılı Mülga Kanun’un 26. maddesinde ve yürürlükteki 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinde, iş kazasının meydana gelmesinde kısmen veya tamamen kaçınılmazlığın bulunması durumunda, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK), kaçınılmazlık oranına isabet eden zararına bizzat kendisinin katlanması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Yani Kurum, kaçınılmazlık payına düşen zarar miktarını işverene veya bir başka üçüncü kişiye rücu edemez.
Örnekle Açıklamak Gerekirse: Fabrikanızda yaşanan bir patlama sonucu SGK, işçiye bağlanan gelirin “ilk peşin sermaye değeri” ve tedavi masrafları olarak sizden toplam 5.000.000 TL talep eden bir rücu davası açtı. Mahkemenin atadığı uzman İSG bilirkişi heyeti, olayda her türlü teknolojik tedbiri aldığınızı tespit ederek kazanın %40 oranında “kaçınılmazlık (kötü tesadüf)” sonucu, %60 oranında ise üretim hattındaki teknik bir ihmal sonucu meydana geldiğini raporladı.
Bu durumda şirketiniz, SGK’nın 5.000.000 TL’lik talebinin %40’lık kısmından (2.000.000 TL) tamamen muaf tutulacaktır. Kalan %60’lık oran üzerinden de ayrıca hesaplanacak “gerçek zarar (dış tavan)” kıyaslamasıyla şirketinizin ödeyeceği tutar dramatik bir şekilde düşürülecektir.
Kusur ve Kaçınılmazlık Tespitini Kim Yapar?
İşverenin sorumluluğunun sınırlarını belirleyen bu hayati oran (kaçınılmazlık ve kusur aidiyeti), kürsüdeki hâkim tarafından şahsi kanaatle, ezbere veya varsayımlarla belirlenemez. İş kazası ve meslek hastalığının meydana gelmesinde işverenin sorumluluğunda kaçınılmazlık unsurunun bulunup bulunmadığının tespiti, mutlak surette o iş kolunda (örneğin maden, kimya, inşaat) akademik ve pratik bilgiye sahip uzman (İSG) bilirkişiler aracılığı ile yapılmalıdır.
Bilirkişiler, olayın teknik incelemesini yapar ve “Evet, bu işveren daha ne yapabilirdi ki? Mevcut teknoloji ile bu kaza önlenemezdi” derse kaçınılmazlık doğar.
Yargıtay ve Emsal Kararlar Işığında Kaçınılmazlık İlkesine Yaklaşım
Türkiye’nin en üst yargı organı olan Yargıtay, işçi sağlığı ve yaşam hakkını üstün değer olarak koruduğu için kaçınılmazlık ilkesini son derece dar ve sıkı yorumlamaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, işverene sadece yazılı kanun ve tüzüklerdeki önlemleri almayı değil, “aklın, bilimin ve tekniğin emrettiği her türlü önlemi” alma zorunluluğu yükler.
- Teknolojik Yetersizlik Vurgusu: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 03.07.2012 tarih ve 13419 Esas, 13235 Karar ile 01.12.2011 tarih ve 2010/8217 Esas, 2011/16816 Karar sayılı emsal kararlarında kalın çizgilerle altı çizildiği üzere; “günümüz teknolojisinde alınabilecek önlemlerin bulunduğu hâllerde olayın salt kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin kabul edilmesi isabetli değildir”. Yani Yargıtay, “dünyanın herhangi bir yerinde bu kazayı önleyecek bir teknoloji varsa ve işveren bunu maliyeti yüksek diyerek tesisine kurmamışsa, artık orada kaçınılmazlıktan bahsedilemez” görüşünü benimsemektedir.
- Kaçınılmazlık Karinesi (Meslek Hastalıkları İstisnası): Öte yandan Yargıtay, bazı üretim alanlarının doğası gereği kaçınılmazlığın bir “karine (varsayım)” olarak kabul edilmesi gerektiğine de hükmetmiştir. Örneğin, yer altı kömür ocaklarında çalışan madencilerin tutulduğu “pnömokonyoz” meslek hastalığında, işveren ne kadar kusursuz bir havalandırma sistemi kurarsa kursun ve en iyi maskeleri verirse versin, o işin doğası gereği mutlaka bir miktar kömür tozunun yutulacağı ve hastalığın yıllar içinde ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu Yargıtayca tıbbi ve hukuki bir gerçek olarak kabul edilmektedir. Bu gibi dosyalarda, bilirkişiler işverene %100 kusur veremez; mutlaka ciddi bir oranda “kaçınılmazlık (kötü tesadüf)” payı ayırarak işverenin sorumluluğunu hafifletmek zorundadırlar.
Profesyonel Avukat Değerlendirmesi ve Sonuç
SGK’nın açtığı iş kazası rücu davası peşinen kaybedilmiş bir dosya değil. İş sağlığı ve güvenliği yatırımlarınızı yaptıysanız, eğitimleri verdiyseniz ve denetimlerinizi kayıt altına aldıysanız, kazanın öngörülemez bir durumdan kaynaklandığını mahkemede kanıtlama hakkınız var.
Kaçınılmazlık ilkesi SGK’nın haksız yere tahsilat yapmasını engelleyen güçlü bir savunma ama bu savunmanın devreye girmesi ağır ispat kurallarına bağlı.
Kaçınılmazlık ilkesi işvereni otomatik olarak kurtaran bir savunma değil, sorumluluğun ölçüsünü belirleyen bir değerlendirme aracıdır. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi, Kurumun işverene rücu edebilmesini işverenin kastına ya da sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketine bağlıyor ve aynı fıkrada işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağını söylüyor.
Bunun pratik anlamı şudur: mevzuatın öngördüğü tüm önlemler alınmış, eğitim verilmiş, ekipman sağlanmış ve denetim yapılmış olmasına rağmen olay yine de gerçekleşmişse işverene rücu edilecek tutar azalır ya da hiç doğmaz.
Buna karşılık tek bir yükümlülüğün ihlali bile tespit edilirse kaçınılmazlık savunması dinlenmez. Bu yüzden savunmanın başarısı, dosyaya konulan risk değerlendirme raporu, eğitim tutanakları, ekipman zimmet kayıtları ve periyodik bakım belgelerine bağlıdır. SGK rücu davasına karşı izlenecek yolu ayrıca anlattık. Sosyal Güvenlik Hukuku alanındaki deneyimimizle, kaçınılmazlık savunmanızı belgelendirmek için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
SGK rücu davalarında işvereni koruyan “Kaçınılmazlık İlkesi” (Kötü Tesadüf) tam olarak nedir?
Kaçınılmazlık; iş kazası veya meslek hastalığının meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar çerçevesinde alınması gereken tüm iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz alınmasına rağmen, yine de kazanın önüne geçilmesinin nesnel (objektif) olarak imkansız olması durumudur. Hukukta umulmayan durum ve kötü tesadüf olarak da adlandırılır.
-
Kaçınılmazlık (fevkalade hal) tespiti yapıldığında bu durum SGK rücu davasının maddi sonucunu nasıl etkiler?
İş kazasında kaçınılmazlığın varlığı halinde işveren belirlenen kaçınılmazlık oranında tazminat ödemekten tamamen kurtulur. Yasal kurallar gereğince, olayın meydana gelmesinde kaçınılmazlığa isabet eden zarar payına bizzat Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kendisi katlanmak zorundadır ve bu payı işverene rücu edemez.
-
İşyerinde meydana gelen bir kazada kaçınılmazlık kalkanından faydalanabilmenin ön koşulları nelerdir?
En temel ön koşul, işverenin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına %100 uyum sağlamış olmasıdır. İşveren bilimin ve teknolojinin ulaştığı en son aşamaya göre alınması gerekli “herhangi bir” önlemi bile atlamışsa, mahkeme olayın kaçınılmazlığından söz edemez ve işvereni doğrudan kusurlu bulur.
-
İş kazasından doğan rücu davasında kusur ve kaçınılmazlık oranları kimler tarafından belirlenir?
Bu hayati oranlar hakim tarafından şahsi kanaatle veya ezbere belirlenemez. Mahkeme; iş kazasının yaşandığı iş koluna uygun teknik ve akademik donanıma sahip “İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlarından (İSG)” oluşan bir bilirkişi heyeti atar. Heyet sahadaki ve dosyadaki delilleri inceleyerek oranları saptar.
-
Mücbir sebep ile kaçınılmazlık kavramları arasındaki temel hukuki fark ve ilişki nedir?
Mücbir sebep; deprem, sel, kasırga gibi tamamen dışarıdan gelen, öngörülemez ve karşı konulamaz olağanüstü doğa olayları olup uygun illiyet bağını %100 keserek işvereni sorumluluktan kurtarır. Kaçınılmazlık ise illiyet bağını zayıflatır ve dış etken olabileceği gibi bizzat işin kendi doğasından ve teknik reaksiyonlardan da kaynaklanabilir.
-
Yargıtay kararlarına göre yeraltı maden ocaklarındaki meslek hastalıklarında kaçınılmazlık nasıl uygulanır?
Yargıtay içtihatlarına göre yer altı maden ocaklarında çalışan işçilerin yakalandığı “pnömokonyoz” (akciğer) hastalığında kaçınılmazlık bir karine (varsayım) kabul edilir. İşveren en kusursuz önlemi alsa bile işin doğası gereği kömür tozuna maruz kalmanın kaçınılmaz olduğu kabul edilerek işverenin rücu sorumluluğu hafifletilir.
-
SGK’nın işverene karşı açtığı iş kazası rücu davalarında yasal zamanaşımı süresi kaç yıldır?
5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca SGK’nın rücu davaları 10 (on) yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre; sakat kalan işçiye veya ailesine bağlanan gelirler yönünden Kurumun geliri onayladığı tarihte, hastane tedavi ve ilaç masrafları yönünden ise Kurumca fiili ödemenin yapıldığı tarihte başlar.




