Şirket Yöneticisi veya Ortağı SGK Prim Borcundan Şahsi Malvarlığıyla Sorumlu Mu?
Şirketinizin SGK prim borcu birikip icraya döndüğünde, bu borcun sadece şirkete mi yoksa sizin şahsi malvarlığınıza da mı dokunacağını merak edersiniz.
Hangi şirket yetkililerinin şahsen sorumlu olduğunu, sorumluluktan kurtaran haklı sebep hallerini ve SGK ödeme emrine itiraz sürecini anlatıyoruz.
SGK Prim Borçlarından Şahsi Sorumluluğun Hukuki Altyapısı
Sosyal Güvenlik Kurumu, anayasal bir hak olan sosyal güvenlik sistemini ayakta tutabilmek için en büyük finansman kaynağı olan sigorta primlerini zamanında ve eksiksiz toplamakla yükümlüdür. İşverenlerin süresi içinde ödemedikleri primler, gecikme zamları ve idari para cezaları “Kurum Alacağına” dönüşür ve bu alacakların tahsilinde kural olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Yani SGK, icra dairelerine gitmeye gerek kalmadan kendi icra servisleri aracılığıyla doğrudan haciz ve satış yapabilme (idari icra) gücüne sahiptir.
Şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen borçlar için yöneticilerin şahsi malvarlıklarına gidilmesinin temel yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren güncel 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesinin 20. fıkrasıdır.
İlgili kanun maddesi son derece kesin bir dille şu hükmü kurmuştur: “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.”.
Bu hüküm uyarınca Kurum, prim borcunun tahsili için önce şirkete gitmek ve şirketin iflasını beklemek zorunda dahi kalmaksızın, doğrudan “müştereken ve müteselsilen” sorumlu olan şirket yöneticilerinin şahsi malvarlıklarına (ev, araba, banka hesabı) yönelebilmektedir. Konunun Kurum işlemleri boyutuyla ilgili detaylı makalelerimiz için Sosyal Güvenlik Hukuku sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Hangi Şirket Yetkilileri SGK Borcundan Şahsi Olarak Sorumludur?
Kanun koyucu “yönetici ve kanuni temsilci” diyerek sorumluluk çemberini çok geniş tutmuştur. Sorumlu tutulacak kişilerin tespiti, şirketin Anonim veya Limited şirket olmasına göre çok ciddi hukuki farklılıklar göstermektedir.
1. Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumluluğu
Anonim şirketlerde kural olarak şirket ortaklarının (pay sahiplerinin) kamu borçlarından dolayı şahsi sorumluluğu yoktur. Ancak şirketi idare eden “Yönetim Kurulu Üyeleri” bu korumadan yararlanamaz.
Anonim şirket yöneticilerinin SGK borçlarından sorumluluğunda, mülga 506 sayılı Kanun dönemi ile güncel 5510 sayılı Kanun dönemi arasında devrim niteliğinde bir fark vardır:
| 01.10.2008 Öncesi (506 Sayılı Kanun Dönemi) | Eski 506 sayılı Kanun’un 80/12. maddesi uygulamasında, Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre bir yönetim kurulu üyesinin SGK borcundan şahsi malvarlığıyla sorumlu tutulabilmesi için mutlaka şirketi “temsil ve ilzama” (imza yetkisine) sahip olması şartı aranıyordu. Sadece yönetim kurulu üyesi olmak yetmiyordu. |
| 01.10.2008 Sonrası (5510 Sayılı Kanun Dönemi) | 5510 sayılı Kanun’un 88/20. maddesinde “şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere” ibaresi bilerek kullanılmıştır. Bu tarihten (1.7.2008 fiili uygulaması) itibaren anonim şirketlerin yönetim kurulu üyeleri, temsil ve ilzam (imza) yetkileri bulunmasa dahi, sırf yönetim kurulu üyesi sıfatını taşımaları nedeniyle Kurumun prim borçlarından tüm şahsi malvarlıklarıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaktadır. |
2. Limited Şirket Ortakları ve Müdürlerinin Sorumluluğu
Limited şirketlerde durum Anonim şirketlere göre çok daha risklidir. Limited şirketlerde borçtan şahsi sorumluluk, kişinin “Müdür” (kanuni temsilci) veya sadece “Ortak” olmasına göre iki farklı kanun maddesiyle belirlenir:
| Kanuni Temsilci (Müdür) Sorumluluğu | Limited şirketin kanuni temsilcisi olan müdürler, 5510 sayılı Kanun madde 88/20 gereğince, şirketin ödenmeyen SGK prim borcunun tamamından, herhangi bir hisse oranına bakılmaksızın tüm şahsi malvarlıklarıyla müteselsil sorumludur. Eğer şirkete dışarıdan veya ortaklar arasından bir müdür atanmamışsa, Türk Ticaret Kanunu gereği tüm ortaklar müdür sıfatına haiz sayılacağından, her bir ortak borcun tamamından tüm malvarlığıyla sorumlu tutulacaktır. |
| Sadece “Ortak” Olanların Sorumluluğu (6183 sayılı Kanun m. 35) | Şirkette müdür (temsilci) sıfatı olmayan, sadece sermaye koyarak ortak olan kişiler de SGK icrasından kaçamazlar. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre; Limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacağından “sermaye hisseleri oranında” doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve şahsi malvarlıklarıyla takibe alınırlar. |
Hisse Devri Tuzağı: Limited şirketteki hissesini devredip ayrılan bir ortak “Ben şirketi devrettim, borç benden bitti” diyemez. 6183 sayılı Kanun m. 35’e eklenen hüküm uyarınca; ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi hâlinde, payı devreden ve devralan şahıslar, devir öncesine ait amme alacaklarının (SGK borçlarının) ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulurlar. Kurum, dilerse eski ortağa dilerse yeni ortağa haciz gönderebilir.
3. Üst Düzey Yöneticilerin Sorumluluğunda “Mali Yetki” Şartı
Şirket yönetim kurulu üyesi veya müdürü olmamasına rağmen, şirkette “Genel Müdür, Finans Direktörü, Muhasebe Müdürü” gibi unvanlarla görev yapan üst düzey yöneticiler de 5510 sayılı Kanun 88/20. maddesi kapsamında sorumlu tutulabilirler. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre, bu kişilerin sorumlu tutulabilmesi için şirkette “mali konularda yetkisinin bulunması” (para harcama, banka talimatı verme, ödeme yapma yetkisi) zorunludur. Mali yetkisi olmayan bir üretim müdürü, salt unvanı “müdür” olduğu için SGK borcundan şahsi olarak sorumlu tutulamaz.
Ne yapılabileceğini birlikte konuşalım. Bize yazmanız yeterli.
Yöneticileri Şahsi Sorumluluktan Kurtaran “Haklı Sebep” Halleri Nelerdir?
Kanun koyucu, yöneticileri ve kanuni temsilcileri prim borçlarından sorumlu tutarken körü körüne bir cezalandırma amacı gütmemiş, madde metnine “haklı bir sebep olmaksızın” ibaresini yerleştirerek önemli bir kaçış kapısı bırakmıştır. Şayet yönetici, şirketin SGK borcunu ödememesinin kendisinden kaynaklanan bir kusurdan değil de objektif bir haklı sebepten kaynaklandığını mahkemede ispatlarsa, şahsi sorumluluktan ve malvarlığı haczinden tamamen kurtulur.
Yargıtay kararlarına ve hukuki doktrine göre yöneticileri sorumluluktan kurtaran “Haklı Sebep” durumları şunlardır:
| Mücbir Sebepler (Deprem, Sel, Yangın) | Şirketin üretim tesislerinin yanması, sel baskınına uğraması veya deprem gibi büyük doğal afetler nedeniyle şirketin ticari veya ekonomik kayıplara uğrayarak prim ödeme aczine düşmesi net bir haklı sebeptir. |
| İflasın Ertelenmesi (İflas Erteleme) Kararları | İcra İflas Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca, şirket hakkında mahkemece “iflas erteleme” kararı (veya güncel mevzuattaki konkordato mühleti kararları) verilmişse, bu karar üzerine şirket aleyhine 6183 sayılı Kanun’a göre takip yapılamaz ve başlamış takipler durur. Yargıtay’a göre mahkemenin verdiği bu erteleme/mühlet kararı, yöneticiler yönünden SGK primini ödeyememek adına kesin bir “haklı sebep” teşkil eder ve bu dönemi kapsayan borçlardan dolayı şahsi takip yapılamaz. |
| İflasın Açılması | Şirket hakkında doğrudan iflas kararı verilmesi durumunda da yöneticiler, kanuni yetkilerini iflas idaresine devrettikleri için artık ödeme yapma imkânları kalmaz ve bu tarihten sonraki prim borçlarından sorumlu tutulamazlar. |
| Şirket Hesaplarına veya Hak Edişlere Kamu Tarafından El Konulması | Şirketin devletten (örneğin bayındırlık ihalelerinden) alacağı hak edişlerin zamanında ödenmemesi veya haksız yere şirket hesaplarına kamu otoritesince bloke konulması nedeniyle maaş ve primlerin ödenememesi haklı sebep kabul edilebilir. |
Dikkat: Piyasaların genel durgunluğu, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, müşterilerin borcunu ödememesi veya şirketin ekonomik krize girmesi (objektif bir yargı kararına dayanmıyorsa) Yargıtay tarafından olağan ticari riskler olarak görülmekte ve yöneticileri kurtaran “haklı sebep” olarak kabul edilmemektedir.
SGK Ödeme Emrine İtiraz, Menfi Tespit Davası ve Kritik Süreler
Şirketin SGK prim borcundan dolayı şahsi sorumluluğunuza gidildiğini, evinize veya e-Tebligat hesabınıza gelen “SGK Ödeme Emri” ile öğrenirsiniz. Bu ödeme emri elinize ulaştığı andan itibaren hukuki zaman sayacı acımasızca işlemeye başlar.
| 15 Günlük Hak Düşürücü Süre | 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesine (01.01.2018 sonrası güncel değişikliklere) göre; şahsınıza gönderilen SGK ödeme emrine karşı, tebliğ tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde iptal davası açmak zorundasınız. Bu 15 günlük süre hak düşürücü niteliktedir. Eğer dava açmazsanız borç şahsınız üzerinde kesinleşir ve itiraz etmediğiniz için banka hesaplarınıza anında e-haciz konulur. |
| Görevli ve Yetkili Mahkeme | SGK ödeme emrinin iptali davasında (menfi tespit davasında) görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. Davanın açılacağı yer ise, borcu tahakkuk ettiren ve ödeme emrini gönderen SGK alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesidir (Kesin yetki kuralı). |
| Dava Öncesi SGK’ya Başvuru Zorunluluğu Yoktur | İş hukuku uyuşmazlıklarının aksine, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki ödeme emri iptali davalarında dava açmadan önce SGK’ya dilekçe ile itiraz etme veya zorunlu arabulucuya gitme şartı bulunmamaktadır. Aksine, SGK’ya dilekçe verip kurumun cevabını beklerken 15 günlük süreyi kaçırırsanız dava hakkınızı kaybedersiniz. |
İtiraz Nedenleri: Mahkemede; “Böyle bir borcum yok (Çünkü ben o tarihlerde şirkette yönetici değildim, hisselerimi devretmiştim, şirket yönetiminde sadece imza yetkisiz bir ortaktım), borcu yapılandırdım ve ödedim, borç zamanaşımına uğradı, ödememe eylemi iflas erteleme gibi haklı bir sebebe dayanıyordu” gibi tüm esaslı itirazlarınızı “borcum yok” çatısı altında ileri sürebilirsiniz.
Zamanaşımı Defi: 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca, SGK’nın prim alacakları ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Davada mutlaka zamanaşımı itirazında bulunulması gerekmektedir; zira hâkim bunu kendiliğinden dikkate alamaz.
Yargıtay ve Emsal Kararlar Işığında Kanun Çatışmalarına Yaklaşım
Yargıtay’ın SGK alacaklarında şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin içtihatları, kanunların birbiriyle çeliştiği noktalarda hakkaniyeti sağlayan en önemli rehberdir.
Uygulamada SGK icra memurları, amme alacaklarının tahsiline ilişkin genel kanun olan 6183 sayılı Kanun’un kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen “mükerrer 35. maddesini” dayanak göstererek şirket yöneticilerine ödeme emirleri düzenleyebilmektedir. Oysa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 10.
Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre; Sosyal Güvenlik Kurumu prim alacaklarının tahsilinde, genel kanun olan 6183 sayılı Kanun’un Mük. 35. maddesi değil, doğrudan bu alan için özel olarak çıkartılmış ve “özel kanun (lex specialis)” niteliğinde olan 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin (eski 506 s.K. m.80) uygulama önceliği bulunmaktadır.
Bu ayrım büyük önem taşır; çünkü 6183 sayılı Kanun Mük. 35. maddeye göre yöneticinin sorumlu tutulabilmesi için amme alacağının şirketten “tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması” (şirket hakkında icra takibinin sonuçsuz kalması) gerekirken, 5510 sayılı Kanun madde 88 uyarınca SGK, şirkete aciz vesikası almadan, doğrudan şirketle birlikte yöneticilerin şahsi malvarlıklarına yönelebilmektedir (Müşterek ve müteselsil sorumluluk).
Ayrıca, yargılama sürerken şirketin SGK ile “yapılandırma (af) kanunları” kapsamında sözleşme yapması ve borcu taksitlendirmesi durumunda Yargıtay, bu durumu uyuşmazlığı sona erdiren bir “sulh işlemi” olarak kabul etmekte ve asıl borçlunun (şirketin) borcu yapılandırmasından müteselsil sorumlu olan yöneticilerin de doğrudan yararlanacağına, haklarındaki davanın “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde sonuçlandırılması gerektiğine hükmetmektedir.
Uzman Avukat Değerlendirmesi ve Sonuç
Şirket ortağı veya yöneticisi olmanız, şirket tüzel kişiliktir bana bir şey olmaz demeniz için yeterli değil. 5510 sayılı Kanun’un 88/20. maddesi, SGK prim borcunda şahsi malvarlığınıza da yönelinmesini mümkün kılıyor.
Tarafınıza tebliğ edilen ödeme emrine karşı 15 günlük süre içinde doğru mahkemede (İdare Mahkemesi değil İş Mahkemesi) dava açmanız gerekiyor, aksi halde şahsi hesaplarınıza bloke konulabilir ve 6183 sayılı Kanun’un 58/5. maddesi gereği haksız çıkma zammı da eklenebilir.
Şirket yöneticisinin SGK prim borcundan şahsi sorumluluğu bir yorum değil, kanunda yazılı bir kuraldır. 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi, sigorta primleri ve diğer alacakların haklı bir sebep olmaksızın süresinde ödenmemesi halinde, tüzel kişiliği haiz işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri dahil üst düzey yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu söyler. Müteselsil sorumluluk, Kurumun borcun tamamını dilediği kişiden isteyebilmesi anlamına gelir; şirketten tahsil edilemediğinin ayrıca ispatı aranmaz.
Aynı madde, Kurumun bu alacaklarının amme alacağı niteliğinde ve imtiyazlı alacak olduğunu da belirtir, yani icra sırasında diğer alacaklıların önüne geçer. Savunmada üzerinde durulacak asıl nokta, ödememenin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı ile kişinin ilgili dönemde gerçekten yönetim yetkisini taşıyıp taşımadığıdır. Ödeme emrine itiraz süresini ve görevli mahkemeyi ayrıca anlattık. Sosyal Güvenlik Hukuku alanındaki deneyimimizle, size yöneltilen şahsi takibe karşı savunmanızı kurmak için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Şirketin SGK prim borçlarından dolayı yönetim kurulu üyeleri ve müdürler şahsen sorumlu mudur?
Evet, 5510 sayılı Kanun’un 88/20. maddesi uyarınca, şirketin ödenmeyen sigorta primleri, gecikme zamları ve idari para cezalarından dolayı şirket yönetim kurulu üyeleri, kanuni temsilcileri ve üst düzey yöneticileri şahsi malvarlıklarıyla şirketi ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, şirketin iflasını beklemeden doğrudan yöneticinin evine veya banka hesabına haciz gönderebilir.
-
Anonim şirketlerde sadece ortak (pay sahibi) olan kişilerin SGK borçlarından şahsi sorumluluğu var mıdır?
Hayır, anonim şirketlerde sadece pay sahibi olan ortakların şirketin amme ve SGK borçlarından dolayı hiçbir şahsi sorumluluğu yoktur. Anonim şirketlerde şahsi sorumluluk kalkanı sadece yönetim kurulu üyeleri, kanuni temsilciler ve mali yetkiye sahip üst düzey yöneticiler için aralanmaktadır.
-
Limited şirket ortakları, müdür (temsilci) olmasalar bile şirketin SGK borçlarından şahsen sorumlu tutulabilir mi?
Evet, tutulabilir. Limited şirketlerde sorumluluk rejimi anonim şirketlerden çok daha katıdır. 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca, limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen SGK borçlarından şirketteki “sermaye hisseleri oranında” şahsi malvarlıklarıyla doğrudan doğruya sorumlu olurlar.
-
Şirket yetkilisinin veya ortağının SGK prim borçlarından şahsen sorumlu tutulmasını engelleyen “haklı sebep” istisnaları nelerdir?
Yöneticinin borcu ödeyememesinde bir kusurunun bulunmadığını gösteren objektif durumlar haklı sebep kabul edilir. Deprem, sel, yangın gibi mücbir sebepler, mahkemece verilmiş bir iflasın ertelenmesi, konkordato mühleti veya şirket hesaplarına kamu otoritelerince haksız yere bloke konulması gibi durumlar yöneticiyi şahsi sorumluluktan kurtarır.
-
Adıma gönderilen şahsi SGK ödeme emrine karşı yasal itiraz ve dava açma süresi kaç gündür?
Şahsınıza tebliğ edilen SGK ödeme emrine karşı yasal dava açma süresi tebliğ tarihinden itibaren kesin olarak 15 (on beş) gündür. Bu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup, 15 gün içinde İş Mahkemesinde iptal davası açılmazsa borç şahsınız üzerinde kesinleşir ve e-haciz işlemleri başlar.
-
SGK ödeme emrinin iptali davası hangi mahkemede açılmalıdır ve dava öncesi arabuluculuk zorunlu mudur?
SGK ödeme emrinin iptali (menfi tespit) davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. Kesin yetki kuralı gereği dava, ödeme emrini gönderen alacaklı SGK biriminin bulunduğu yer mahkemesinde açılmalıdır. Bu dava türü 6183 sayılı Kanun kapsamında olduğundan, dava açmadan önce arabulucuya gitme veya Kuruma başvuru yasal zorunluluğu yoktur.
-
Ödeme emri iptal davasını kaybetmem durumunda uygulanacak olan %10 haksız çıkma zammı nedir?
6183 sayılı Kanun m. 58/5 uyarınca, ödeme emrine karşı açtığı davada tamamen veya kısmen haksız çıkan (davası reddedilen) borçludan, reddedilen amme alacağı miktarı üzerinden %10 oranında “Haksız Çıkma Zammı” resen tahsil edilir. Bu ceza borcu daha da büyüteceğinden davanın hatasız kurgulanması hayati önem taşır.




