İcra Takibine İtiraz Edildi Ne Yapmalıyım? İtirazın İptali Davası
Alacağınızı tahsil etmek için başlattığınız icra takibine borçlu itiraz ettiğinde, paranıza kavuşma umudunuzun bir anda durduğunu hissedebilirsiniz.
Davanın şartlarını, görevli ve yetkili mahkemeyi ve icra inkar tazminatı ile likit alacak kavramını anlatıyoruz.
İlamsız İcra Takibine İtiraz ve Takibin Durması
Bir paranın ödenmesi amacıyla başlatılan ilamsız icra takiplerinde, icra müdürlüğü tarafından borçluya bir ödeme emri gönderilir. Kanunlarımıza göre, kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu, bu emre karşı tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz edebilir. Borçlu, itirazında borcun tamamına, bir kısmına veya faizine itiraz edebileceği gibi, takibin dayandığı senet altındaki imzayı da reddedebilir.
Süresi içinde, usulüne uygun olarak yapılan bir itirazın en önemli ve anlık hukuki sonucu, icra takibini kendiliğinden durdurmasıdır. İtiraz üzerine icra müdürü, alacağın tahsili için haciz veya satış gibi hiçbir cebri icra işlemini gerçekleştiremez. İşte tam bu noktada, alacaklının duran takibi devam ettirebilmesi için İcra Hukuku kuralları çerçevesinde harekete geçmesi ve itirazı hükümden düşürmesi zorunludur.
İtirazın İptali Davası Nedir ve Şartları Nelerdir?
İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen, alacaklının başlattığı ilamsız icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptal edilerek, itiraz üzerine duran icra takibinin devamını sağlamayı amaçlayan, maddi hukuk kurallarına göre çözümlenen bir eda davasıdır. Bu dava doğrudan icra takibine sıkı sıkıya bağlıdır ve davanın kazanılması halinde mahkeme borçlunun itirazının iptaline karar verir.
İtirazın İptali Davaları açılabilmesi için kanunun aradığı şartların eksiksiz bir şekilde yerine getirilmiş olması gerekir. Bu şartları şu şekilde sıralayabiliriz:
| Geçerli Bir İlamsız İcra Takibi Olmalıdır | Davanın açılabilmesi için öncelikle ortada usulüne uygun olarak başlatılmış ve mahkemenin yargı çevresinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. |
| Geçerli ve Süresinde Yapılmış Bir İtiraz Olmalıdır | Borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük yasal süre içinde icra dairesine itiraz etmiş ve bu itiraz takibi durdurmuş olmalıdır. Borçlu süresi içinde itiraz etmemişse ve takip kesinleşmişse, artık itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar yoktur. |
| 1 Yıllık Dava Açma Süresi Kaçırılmamış Olmalıdır | Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren tam bir yıl içinde bu davayı açmak zorundadır. |
| İcra Mahkemesine Başvurulmamış Olması | Alacaklı, borçlunun itirazını hükümden düşürmek için İcra ve İflas Kanunu md. 68 uyarınca icra mahkemesinden itirazın kesin kaldırılmasını istememiş olmalıdır. Alacaklı bu iki yoldan birini seçmek zorundadır; dava derdest iken icra mahkemesine başvurulamaz. |
1 Yıllık Hak Düşürücü Süreye Kesinlikle Dikkat Edilmelidir
İtirazın iptali davasında en kritik unsur zamanlamadır. İcra ve İflas Kanunu madde 67 uyarınca, takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak itirazın iptalini istemelidir.
Bu bir yıllık süre, teknik anlamda bir “hak düşürücü süre”dir. Hak düşürücü süre, hak sahibinin hakkını koruması için kanunla belirlenen zaman dilimi olup, bu sürenin geçmesiyle hak kendiliğinden ortadan kalkar ve mahkeme tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınır.
| Sürenin Başlangıcı | Dava açma süresi, borçlunun itirazının 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak alacaklıya tebliğ edildiği tarihte başlar. İcra dosyasında alacaklının işlem yapmış olması tek başına tebliğ anlamına gelmez; ancak alacaklı itirazın kaldırılması veya iptali için dilekçe verirse, bu dilekçe tarihi öğrenme ve tebliğ tarihi sayılarak süre işlemeye başlar. |
| Süreyi Kaçırmanın Sonucu | Alacaklı bir yıl içinde bu davayı açmazsa, yaptığı ilamsız icra takibi düşer. Bir yıllık süreyi geçiren alacaklı, alacağı zamanaşımına uğramadığı sürece genel mahkemelerde bir alacak davası açabilir; ancak bu dava sonucunda alacağı ilam ile eski (düşen) icra takibine devam edilmesini isteyemez, sıfırdan ilamlı icra takibi başlatmak zorunda kalır ve en önemlisi %20 icra inkar tazminatı talep etme hakkını kaybeder. |
Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi
İtirazın iptali davalarında mahkemenin görev ve yetkisi, davanın usulden reddedilmemesi ve zaman kaybı yaşanmaması adına son derece stratejik bir konudur.
Görevli Mahkeme
İtirazın iptali davası için görevli mahkeme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) genel hükümlerine göre belirlenir ve takibe konu alacağın kaynağına göre değişiklik gösterir.
- Asliye Ticaret Mahkemesi: Alacak, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren ticari bir davadan kaynaklanıyorsa.
- Sulh Hukuk Mahkemesi: Alacak kira ilişkisinden (Kira bedelinin ödenmemesi vb.) kaynaklanıyorsa.
- İş Mahkemesi: Uyuşmazlık işçi-işveren ilişkisinden, iş hukukundan kaynaklanıyorsa.
- Tüketici Mahkemesi: Tüketici işlemi ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan bir alacak söz konusuysa.
- Asliye Hukuk Mahkemesi: Yukarıdaki özel mahkemelerin alanına girmeyen diğer tüm genel hallerde.
Yetkili Mahkeme ve İcra Dairesinin Yetkisi
Yetkili mahkemenin tespiti, HMK’daki genel yetki kurallarının ilamsız icra takiplerine kıyasen uygulanmasıyla bulunur. Genel yetkili yer, davalı borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak sözleşmeden doğan para borçlarında, paranın ifa edileceği yer (alacaklının yerleşim yeri) mahkemesi ve icra dairesi de yetkilidir.
Burada çok önemli bir usul kuralı devreye girmektedir: Geçersiz takibe dayalı olarak itirazın iptali davası açılamaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; itirazın iptali davasını gören mahkeme, öncelikle icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkili olup olmadığını (borçlu tarafından yetki itirazı yapılmışsa) incelemelidir.
Eğer icra dairesinin yetkisiz olduğu anlaşılırsa, ortada geçerli bir takip bulunmadığından mahkeme doğrudan davanın reddine karar vermelidir. Borçlu, icra dairesine itiraz ederken yetki itirazında bulunmayıp sadece borca itiraz etmişse icra dairesinin yetkisini kabul etmiş sayılır; ancak bu durum, itirazın iptali davasında mahkemenin yetkisine itiraz etmesine engel değildir.
Ne yapılabileceğini birlikte konuşalım. Bize yazmanız yeterli.
İcra İnkar Tazminatı ve “Likit Alacak” Kavramı
İtirazın iptali davasının alacaklılara sunduğu en büyük avantaj, borçluyu itirazında haksız çıkması durumunda borç miktarının en az %20’si oranında tazminata mahkum ettirebilmesidir. İcra ve İflas Kanunu madde 67/2 uyarınca, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse, alacaklının talebi üzerine borçlu, hükmolunan meblağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilir.
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için şu şartların varlığı aranır:
- Usulüne uygun başlatılmış bir ilamsız icra takibi olmalıdır.
- Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmelidir.
- Alacaklı 1 yıl içinde itirazın iptali davasını açmış olmalıdır.
- Alacaklı dava dilekçesinde açıkça icra inkar tazminatı talep etmiş olmalıdır.
- Dava sonucunda borçlunun itirazının haksız olduğu tespit edilmelidir.
- En Önemli Şart: Takibe konu alacak “Likit (Muayyen/Belirlenebilir)” olmalıdır.
Yargıtay Kararları Işığında Likit Alacak Nedir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daire kararlarına göre, borçlunun itirazının haksız sayılabilmesi ve tazminata mahkum edilebilmesi için alacağın likit olması şarttır. Yargıtay likit alacağı şu şekilde tanımlamaktadır: “Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması, ya da borçlusu tarafından bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması, böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması gerekir”.
Emsal Yargıtay Kararlarına Göre Likit Alacak Değerlendirmeleri:
| Faturaya Dayalı Alacaklar | Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, ticari satımdan kaynaklanan ve faturaya dayanan alacaklar borçlu tarafından bilinebilecek durumda olduğundan likit kabul edilir ve %20 tazminat gerektirir. |
| Sözleşmeye ve Protokole Dayalı Alacaklar | Taraflar arasında düzenlenen bir protokol, kredi sözleşmesi veya kefalet sözleşmesinden doğan alacaklar hesap edilebilir nitelikte oldukları için likittir. |
| İşçi Alacakları | İş sözleşmesinde kararlaştırılan izin alacakları, ücret alacakları gibi kayda dayalı ve işverence bilinen unsurlar likit kabul edilir. Ancak işçinin kıdem tazminatı, haklı fesih tartışmaları gibi yargılamayı ve derin delil incelemesini gerektiren, hakkın varlığının baştan belli olmadığı durumlarda alacak likit sayılmaz ve tazminata hükmedilmez. |
| Haksız Fiil Tazminatları | Kural olarak haksız fiilden (örneğin trafik kazası) doğan zarar ve tazminat miktarı ancak mahkeme yargılaması ve bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağından likit değildir. Ancak taraflar haksız fiil sonrası aralarında bir “ibraname” veya “mutabakatname” imzalayarak zarar miktarını kesin olarak belirlemişlerse, alacak o belge tarihi itibariyle likit hale gelir. |
Ayrıca belirtmek gerekir ki; takip konusu alacak yabancı para cinsinden ise, icra inkar tazminatına yabancı para üzerinden değil, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın takip tarihindeki döviz kurlarına göre belirlenecek Türk Lirası karşılığı üzerinden hükmedilir. Dava açıldıktan sonra borçlunun borcu ödemesi dahi, alacaklı tazminat talebinden vazgeçmediği sürece (alacak likit ise) borçluyu tazminat ödemekten kurtarmaz. Öte yandan, alacaklı haksız ve kötü niyetli olarak takip başlatmışsa, borçlunun talebi üzerine bu kez alacaklı aleyhine %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilebilir.
Bu yazıda anılan hükümlerin tam metnine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nun resmî yayınından ulaşabilirsiniz.
Hukuki Sürecin Hassasiyeti ve Avukat Değerlendirmesi
İcra takibinize itiraz edildiğinde açacağınız itirazın iptali davasında en sık yapılan hata, 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının yanlış hesaplanması veya davanın yetkisiz ya da görevsiz mahkemede açılması. Bu hatalar davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açıyor.
Yüzde 20’lik icra inkar tazminatını da almak istiyorsanız, alacağın likit olduğunun Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde mahkemeye sunulması önemli.
Takibinize itiraz edildiğinde takip kendiliğinden durur ve önünüzde iki yol açılır. Elinizde imzası ikrar edilmiş veya noterlikçe tasdik edilmiş bir borç ikrarı senedi ya da resmî bir makbuz veya belge varsa, İcra ve İflas Kanunu’nun 68. maddesi uyarınca itirazın tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilirsiniz; bu yol dosya üzerinden yürüdüğü için hızlıdır. Böyle bir belgeniz yoksa 67. maddedeki itirazın iptali davasını açarsınız ve süreniz itirazın tebliğinden itibaren bir yıldır.
İkinci yolda ispat serbestisi vardır, tanık dahil her türlü delil kullanılabilir. Her iki yolda da hangi süre içinde olduğunuzu belirleyen şey itirazın size tebliğ edildiği tarihtir; bu yüzden ilk yapılacak iş dosyadaki tebliğ mazbatasının tarihini tespit etmektir. Ticari alacaklarda ayrıca Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesindeki dava şartı arabuluculuk aranır. İki yol arasındaki farkı ayrı bir yazıda ele aldık. İtirazın İptali Davaları alanındaki deneyimimizle, elinizdeki belgeye göre doğru yolu seçmek için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
SIKÇA SORULAN SORULAR
-
Borçlu icra takibine itiraz ettiğinde ne yapmalıyım?
Borçlunun yasal yedi günlük süre içinde icra dairesine itiraz etmesi durumunda ilamsız icra takibi kendiliğinden durur. Duran takibi yeniden canlandırmak ve alacağınıza kavuşmak için itirazın size tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde “İtirazın İptali Davası” açmanız veya icra mahkemesinden “İtirazın Kaldırılması” talebinde bulunmanız gerekir.
-
İtirazın iptali davasını açmak için yasal süre sınırı ne kadardır?
İtirazın iptali davası açma süresi, borçlunun yaptığı itirazın icra dairesi aracılığıyla size resmi olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren tam bir yıldır. Bu bir yıllık süre bir zamanaşımı olmayıp yasal bir “hak düşürücü” süredir; yani bir gün dahi geciktirilirse dava açma hakkınız tamamen ortadan kalkar ve hakim davayı kendiliğinden reddeder.
-
Bir yıllık yasal dava açma süresini kaçırırsam alacağımı tamamen kaybeder miyim?
Hayır, alacağınızı tamamen kaybetmezsiniz ancak icra takibi yapma hakkınızı kaybedersiniz. Alacağınız zamanaşımına uğramadığı sürece genel mahkemelerde normal bir alacak davası açabilirsiniz; fakat bu dava sonucunda duran eski icra takibinize devam edemez, sıfırdan ilamlı takip başlatmak zorunda kalırsınız ve borçludan %20 icra inkar tazminatı isteyemezsiniz.
-
Borçlunun itiraz ettiği icra takibi için dava hangi mahkemede açılmalıdır?
Bu davanın açılacağı görevli mahkeme, takibe konu olan alacağın hukuki niteliğine ve kaynağına göre değişir. Örneğin ticari işlerden doğan alacaklar için Asliye Ticaret, kira borçları için Sulh Hukuk, işçi alacakları için İş Mahkemesi, tüketici uyuşmazlıkları için Tüketici Mahkemesi, genel nitelikteki diğer tüm alacaklar için ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
-
Borçluyu %20 icra inkar tazminatına mahkum etmenin şartları nelerdir?
Borçlunun tazminata mahkum edilebilmesi için geçerli bir ilamsız takibe süresinde itiraz edilmiş olması, alacaklının bir yıl içinde davayı açıp dilekçesinde bu tazminatı açıkça talep etmesi ve davanın alacaklı lehine sonuçlanması gerekir. En önemli şart ise takibe konu alacağın “likit” yani miktarının net, belirli veya borçlu tarafından kolayca hesaplanabilir olmasıdır.
-
Hangi tür alacaklar Yargıtay kararlarına göre “likit (belirlenebilir)” kabul edilir ve tazminat gerektirir?
Yargıtay içtihatlarına göre faturaya dayanan ticari alacaklar, sözleşme veya yazılı protokolden doğan borçlar, hesap dökümü net olan banka kredileri ve işçinin net ücret veya izin alacakları likit kabul edilir ve %20 tazminat hakkı doğurur. Ancak haksız fiilden doğan zararlar, manevi tazminatlar veya derin bir delil/kusur incelemesi gerektiren uyuşmazlıklar likit sayılmaz.
-
İcra dairesinin yetkisine borçlu tarafından itiraz edildiyse bu durum davayı nasıl etkiler?
Geçersiz veya yetkisiz bir icra dairesinde başlatılan takibe dayalı olarak itirazın iptali davası yürütülemez. Borçlu hem yetkiye hem borca itiraz etmişse, davayı gören mahkeme öncelikle icra dairesinin yetkili olup olmadığını inceler; eğer icra dairesinin yetkisiz olduğu anlaşılırsa mahkeme davanın esasına hiç girmeden usulden reddine karar verir.






